Serbestî, mafê herî bingehîn ê mirovî ye, lê kurd jê bêpar e.


[ Bersivek Binivîse | Yanıt Yazınız ]  [ Forum ]  [ Nivîsên Nuh | Yeni Yazılar ]

TV´lerde ve Gazetelerde Kürt millet ve PKK gerçeğinin etrafından dolaşmak..

Nivîsevan / Yazan: İbrahim GÜÇLÜ  
Demjmêr / Tarih: 25.07.2010  14:52:53
 - 
Bersivek bo / Yanıtlanan mesajHesîp Kaplan(BDP) - Halîl Bakirci - Cemîl Çîçek: Sê kesên şoven û nîjadperest...  -  Îbrahîm GUÇLU
TV’lerde ve Gazetelerde Kürt millet ve PKK gerçeğinin etrafından dolaşmak…

Türkiye, son yıllarda, kendisinin tarihi ve merkezi sorunu olan “Kürt Sorununu” ve “Kürt Sorununa” bağlı olarak “PKK Sorununu” yoğun bir şekilde tartışmaktadır.

Son bir yıl içinde ve özellikle de son aylarda bu konularla ilgili tartışmalar daha da yoğunlaşmış durumda.

Ulusal televizyonların her birinde günde en azından bir program olmak üzere, bazen iki üç program yapılmaktadır.

Bu programlara, değişik kesimlerden aktörler katılıyor.  Kürtler de bu programlara katılıyorlar. Ama bu program katılımcılarının çoğunluğu Türk aydınları, emekli askerler, akademisyenler, basın mensupları, köşe yazarları, araştırmacılar, işadamları.

Televizyon programlarının katılımcı Kürtleri: Çoğunlukla takiye yapanlar. Kürt millet meselesiyle ve Kürt hareketiyle tarihsel ve organik bağları olmayanlar. Ana karakterleri itibariyle Türkiyeci paradigmaya sahip olanlar. Kürtlerin Kürdistan’da iktidar olması, kendi kendisini yönetmesi konusunda duyarlı olmayanlar. Kendi kendini yönetme bilincine sahip olmayan, bu bilince sahip olup da korkularından dolayı bunu ifade edemeyen yazarlar, siyasetçiler, aydınlar.

Televizyon programlarını yönetenler, ince ayarlar yapmaya dikkat ediyorlar.

Gazetelerde, köşe yazarlarının çoğunluğu her gün bu konular hakkında yazmaktalar.

Bunun yanında gazetelerde, bu konulara ilişkin günde mutlaka bir iki röportaja rastlanılmakta.

Bu konularla ilgili, gazetelerde seri yazılar, araştırmalarda yapılmakta.

Bu konular, gazetelerin, televizyonların, siyasi partilerin, devletin duyarlı ve derin kurumlarının yaptıkları anketlerde, gündemin en üst sıralarını işgal etmekte.

Yüzlerce radyo programları için de, dile getirdiğim gerçekler geçerli.

Bunun yanında, bu konulara ilişkin her hafta birkaç konferans, seminer, panel, basın toplantısı yapılmakta.

Bu konulara ilişkin birkaç kitap yaşam hayatına sürülmektedir: Bu kitapların yazarlarının çoğunluğu da Türk kökenli yazarlar.

Bu bağlamlarda da, sözünü ettiğim, biz Kürtlerin hayatını derinden, yakından, yakıcı, alttan üstten, bilimsel ve duygusal, rasyonel ve irrasyonel ilgilendiren konular aynı zamanda büyük bir rant alanını oluşturmuş durumda.

Bütün bunlar yapılırken, “Kürt sorunu” ve PKK gerçeğinin özüne inilmiyor, gerçeklerin etrafından dolaşılıyor.

                                                              *****

“Kürt sorunu” bir millet, kolektif haklar, Kürt ulusunun/topluluğunun kendi kendisini yönetmesi, Devletin Kürtlerin ve Türklerin devleti haline gelmesi olduğu, bu devletin üniter devlet olmadığı, birlikte yaşamanın evrensel devlet modelleri olan federalizm ve kon-federalizm olmasına rağmen, bu gerçeklere dokunulmuyor.

Bu tespitim hem Türk tarafı ve hem de Kürt tarafının çoğunluğu için geçerlidir.

Türk tarafı, son yıllara kadar, Kürtlerin varlığını bile kabul etmiyordu. Sadece bazı aydınlar, sol akımlar Kürtlerin varlığından bahsediyorlardı. Liberaller, sosyal-demokratlar, İslamcılar, Kürtlerin varlığını kabul etmiyorlardı. Çünkü genel olarak Kemalist paradigmayı, Türk nasyonalizmini benimsiyorlar; Kürtlerin varlığının kabul edilmesini Kemalist paradigmaya, üniter devlete aykırı görüyorlardı. Çünkü M. Kemal ve arkadaşları iktidarı ele geçirdikten ve iktidar ayaklarını sağlamlaştırdıktan sonra, Kürt milletinin var olmadığını ileri sürdü, bu düşünce tarzı devletin resmi siyaseti ve ideolojisi haline geldi.

Son dönemlerde, anayasal ve yasal olmazsa devlet kademeleri, yöneticileri de dahil olmak üzere Türk tarafı, büyük bir bedel sonrasından, Kürtlerin varlığını kabul etmeye başladı. Ama sorunun, Türkiye’nin bir “Kürt sorunu” olduğu konusunda kavramsal bir uzlaşma ve konsensüs yok. Bu alanda ikili ve parçalı bir yapı var. Bazıları, sorunu “Kürt sorunu” olarak kabul ederken; diğer büyük bir kesim sorunu, “Doğu ve Güney Doğu Sorunu” ve hatta “terör sorunu” olarak kavramlaştırıyor.

Bu kabulle birlikte, haklar konusunda Türk tarafından bilinçli olarak kafalar karışık ve önermeler çeşitli. Türk tarafından Kürtler için en ileri talepte bulunanlar, Kürtçenin eğitim ve öğretim dili olacağını - kesinlikle bir resmi dil olmayacağını -, Türkiye geneli kapsamında ve demokrasinin parametreleri içinde yerel yönetimlerin güçlendirilmesi (bazen utangaçça özerkleşmesi) haklarından bahsediyorlar. Kürtlerin kolektif idari, siyasi, toplumsal hak ve özgürlüklerin tanınması konusunda ileri bir paradigma ve görüşe sahip değiller. Büyük bir kesimi ise, Kürtçe eğitim ve öğretime de karşılar. Kürtçenin kurslar, üniversitelerde “yaşayan diller” bölümlerinde öğretilmesi ve geliştirilmesi önermesine sahipler.

Kürtlerin de kafası karışık. Programa katılanların bir kesimi, son dönemlerde Öcalan’ın referansı ve izniyle “demokratik özerklikten” bahsederek Kürtlerin idari kolektif hakkına işaret etmesine rağmen, çoğunluğu sorunu bir Kürt millet sorunu, Kürtlerin kendi kendilerini yönetme, Türk milletiyle haklar ve siyasi statü açısında eşit olması olarak ele almıyor. Üniter devletin değişmesinden bahsetmiyor. Kürtler ve Türkler birlikte yaşayacaksa, devletin Türklerin ve Kürtlerin devleti şeklinde yeniden yapılandırılması gerektiğine işaret etmiyorlar. Bunun için Kürtlerin doğrudan taraf olduğu yeni bir toplumsal sözleşmenin, anayasanın yapılmasının gerekliliğini ileri sürmüyorlar. Kürtçenin eğitim-öğretim dili ve resmi dil olmasını dile getirmiyorlar.

                                                              *****

PKK, ifade edildiği gibi, “Bölücü ve Ayrılıkçı Terör Hareketi” değildir. Bu gerçeğin saptırılmasıdır.. PKK, “Devlet Terörünün” bir parçası ve devlet terörünün başka bir tarihsel momentte/dönemde, Kürt ulusal demokratik hareketinin önüne geçmek için başka bir tarzda yapılandırılması ve örgütlendirilmesi sorunudur.

PKK, “bölücü ve ayrılıkçı bir terör hareketi” olarak tanımlanırken: PKK’nın, Kürtçü,  Kürdistan’ın bağımsızlığını savunan, Kürt Devleti kurmak isteyen bir hareket olduğu ifade ediliyor. O zaman PKK’nın Kürt dinamiklerine, Kürt ulusal hareketinin organik kapsamında oluşan ve olgunlaşan bir hareket olduğu nun da kabul edilmesi anlamına geliyor.

Oysa gerçek bu değildir.

PKK, bir Kürt Hareketi değildir. PKK’nın lider kadrosunun çoğunluğu garip bir şekilde Türk’tür. Kürt olan yöneticilerinin de, tarihsel Kürt ulusal hareketiyle ve kadrolarıyla herhangi bir ilişkisi söz konusu değildir.

Devletin, 1974 yılından sonra, 12 Mart yargılamalarında büyük direnişlerle ve özellikle savunma sahasında siyasi savunmalarla karşılaşması, arkasından Kürt ulusal hareketinin hızla örgütlenmeye, örgütsel çoğulcu bir karakter kazanmaya, bilimsel kriterlerle gelişmeye başlamasından sonra, tutuklamalarla, cezalandırmalarla ve öldürmelerle Kürt ulusal hareketini engelleyemeyeceğini anlaması üzerine, Kürt hareketini içerden kuşatma, teslim alma, Kürt ulusal hareketini uzun vadede kendi paradigması içinde geliştirmeye zorlamak için gündeme getirdiği projenin adı, PKK’dır.

Ayrıca, devlet, 1919 sonrası gündemleşen Kürt ulusal direnme hareketlerini askeri yolla bastırmasına ve uzun bir sessizlik dönemine rağmen, Kürtlerin yeniden hak arayışı içine girdiklerini görmüştü.

PKK’nın kuruluşunda Kürtler adına en uç talepleri ileri sürmesi, bağımsız devleti savunması, bütün Kürtleri ve Kürt yurtsever örgütlerini düşman ilan etmesi, kendi bünyesindeki muhalefete ve farklı düşüncelere sahip olan yurtseverleri ve diğer Kürt yurtseverleri öldürmesi, zamansız ve her ne şartta olursa olsun silahlı mücadeleyi Kürtlerin önüne tek mücadele seçeneği olarak koyması, Kürt hareketinin manipüle edilmesi, devletin Kürt ulusal hareketine ve Kürt ulusuna karşı kendi projelerini rahatlıkla hayata geçirmesi için önemli enstrümanlar oldular.

Öcalan Suriye’ye çıktığı zaman da iki taraflı bir rol oynadı. Daha sonra Irak ve İran’la ilişkileri geliştirdi. Kürdistan’ın diğer parçalarındaki Kürt örgütlerine düşmanlık yaptı. Özellikle de 1992’den sonra Güney Kürdistan’da özgür bir iktidar yapısının ortaya çıkmasından sonra, orada iktidar sahibi olan Kürdistan Demokrat Partisi ve Kürdistan Yurtseverler Birliği ile dört devlet adına işler yaptı, çatışmalara girdi, saldırılar gerçekleştirdi. Çünkü İran, Irak, Türkiye, Suriye, ABD’den dolayı kendileri doğrudan Güney Kürdistan’da bir savaş açamazlardı.

Günümüzde de PKK’nın bu rolü devam ediyor.

Öcalan’ın kendisinin Suriye’den Türkiye’ye gelmek istemesi, dönüş sonrası Kürtlerin her ülkede özerkliğine, otonomisine, federe ve bağımsız devlet olmasına karşı çıkması ve yeni bir strateji benimsemesi, devletin rasyonellerinin içine çekilmiş olmasıdır. Son günlerde “demokratik özerkliği” savunması da devletin rasyonellerine bağlı, AK Parti’nin iktidardan devrilmesi halinde, Kürtlere özerklik verileceği senaryonsun bir ürünüdür.

Abdullah Öcalan’da yıllarca MİT’ten ve Türk devletinden yararlandığını açıkça söylüyor. Türk Devleti’ne yöneticilerden daha fazla hizmet ettiğini dile getiriyor.  Son gelişmeler, heronlarla ilgili ortaya çıkan gerçekler, Reşadiye olayı, danışıklı karakol baskınları, bunun en son somut örnekleridir.

Bu nedenlerden dolayı, PKK, devletin ürünü, 12 Eylül rejiminin güçlendirdiği, Türkiye’nin demokratikleşmesi konumunda Kürdistan’da kendi sisteminin koç başı olarak ileri süreceği bir sistemsel yapıdır.

Bu nedenlerden dolayı PKK’nın doğru tanımlanması gerekir.

Amed, 20. 07. 2010  

















Bersivan / Yanıtlar :

[ Bersivek Binivîse | Yanıt Yazınız ]  [ Forum ]  [ Nivîsên Nuh | Yeni Yazılar ]


Serbesti Web / 2003 - 2010
E-mail: serbestiyakurdistan@hotmail.com