Serbestî, mafê herî bingehîn ê mirovî ye, lê kurd jê bêpar e.


[ Bersivek Binivîse | Yanıt Yazınız ]  [ Forum ]  [ Nivîsên Nuh | Yeni Yazılar ]

FETHULLAH GÜLEN (HAREKETİ) HAKKINDA "3"

Nivîsevan / Yazan: TEMEL DEMİRER  
Demjmêr / Tarih: 11.01.2014  17:06:51
 - 
Bersivek bo / Yanıtlanan mesajFETHULLAH GÜLEN (HAREKETİ) HAKKINDA "2"  -  TEMEL DEMİRER
bir önceki sayfadan devam:



ası yaptığı”, “suçu ve suçluyu övdüğü” iddia edilen Boğatekin, savcıya ifade vermek için gittiği adliyede, polislerce tartaklandığını belirtti. Gazeteciyi cumhuriyet savcısı da tehdit etmiş, “Özür dile yoksa yakarım,” demişti...[95]

V.1) “SONUÇ YERİNE”: TÜRK(İYE) İSLÂMI VE FG

Hamza Türkmen’in, “FG bir düşünce, hareket ve dava adamıdır. Ama sahip olduğu bakış açısı ve sosyal çözümlemeleri ne kadar Kur’an’ın amacı, bütünlüğü ve ölçüleri ile bağdaşmaktadır?”;[96] Yasin Ceylan’ın, “Bir İslâm idealistinin birinci görevi, çağımızın vebası olan milliyetçilikle mücadele etmektir. Ancak görünen o ki, FG’nin şakirtleri, bu hastalıkla mücadele yerine, onu benimsemişler,” türünden itirazlarının muhatabı olsa da FG, Türk(iye) İslâmı açısından önemli bir politik örnektir.
Örneğin FG’nin Türkiye’deki sözcülerinden ‘Zaman’ yazarı Hüseyin Gülerce, ‘Habertürk’ün ‘Söz Sende’ programında Balçiçek İlter’e, gençliğinde üzerinde “Allah için vur” yazılı sopalarla solcuları dövdüğünü anlatarak ekledi: “Bana göre solcu herkes komünistti. Ve komünist dövmeyi vatanseverlik zannediyorduk. şeklinde konuştu. Zaman Yazarı sözlerine şöyle devam etti: O kavgalarda bizim hazır sopalarımız vardı. Bir de bu dövmeyi Allah rızası için yapıyorduk. Ama nefsimiz karışmasın diye sopanın üzerine; ‘Allah için vur.’ yazarak kendimizi uyarıyorduk. Kendimizi öyle rahatlatıyorduk…”[97]
Böylesine bir geçmişten bugüne uzanan FG hareketini irdelerken John Berger’in, “Geçmiş hiçbir zaman olduğu yerde durup yeniden keşfedilmeyi, aynıyla olduğu gibi tanınmayı beklemez. Tarih her zaman belli bir şimdi’yle onun geçmişi arasındaki ilişkiyi kurar. Demek ki şimdi’den korkmak eskiyi bulandırmaya yol açıyor,”[98] uyarısını “es” geçmemek gerek…
O hâlde ABD mamûlatı FG’nin anti-komünist ve neo-liberal bir muhafazakârlık olduğunu bir an dahi unutmadan; David Frost’un, “Muhafazakâr, zenginlere iyi davranılmasını isteyen tiptir”; Mark Twain’in, “Radikaller yeni fikirler ortaya atarlar. Bu fikirler eskiyince muhafazakârlar tarafından benimsenir”; Georges Bernanos’un, “Muhafazakâr denince akla ilk, kendini muhafaza gelir”; Alphonse Karr’ın, “Asıl muhafazakâr, kendindekileri muhafaza ederken bir yandan da başkalarından, yeterince muhafaza edemediklerini almaya çalışır”; Elbert Hubbard’ın, “Muhafazakâr mücadele edemeyecek kadar korkak, koşamayacak kadar da yağlı bir tiptir,” uyarılarının altı özenle çizilmelidir…
“Türk(iye) İslâmı” konusunda dindar kesimin bakış açısıyla inceleyen İsmail Kara, modernist söylemle uyumlu İslâm’ın Diyanet İşleri tarafından, “halk İslâmı” denilebilecek bir anlayışınsa tarikatler ve cemaatler tarafından sürdürüldüğünü anlatsa da[99] bunun gerçekle bir ilintisi yoktur.

TÜRKİYE’DEKİ EN BÜYÜK CEMAATLER
GÜLEN CEMAATİ Cemaatin lideri FG 1999 yılından beri ABD’de yaşıyor…
SÜLEYMANCILAR Kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan. Siyasette etkili cemaatlerden…
MENZİL Nakşibendiliğin kolu. Adını Adıyaman’ın Menzil Köyü’nden alıyor…
İSMAİLAĞA Kurucusu Ebuishak İsmail Efendi. Cemaat İstanbul Fatih’te, en dikkat çeken İslâmi gettoyu oluşturdu…
AZİZ MAHMUT HÜDAİ Osmanlı devri velilerinden. Asıl adı Mahmut. Peygamber soyundan…
YAHYALI Kayseri’de en güçlü dini gruplardan. Adını Yahyalı Hacı Hasan Efendi’den alıyor…
ALVARLI EFE CEMAATİ Asıl adı Muhammed Lütfi. Erzurum’da “Alvarlı Efe” diye bilinir…
İSKENDER PAŞA Mehmet Zahit Kotku şeyh olduktan sonra, görev yaptığı İskenderpaşa Camii cemaate de isim oldu…
KIRKINCI HOCA Said-i Nursi’nin ölümüyle Nurcular 10’u aşkın gruba bölündü. Biri de Kırkıncı Hoca olarak tanınan Mehmet Kırkıncı…
IŞIKÇILAR Seyit Abdülhalim Arvasi’ye bağlı Hüseyin Hilmi Işık’ın cemaati. lideri Enver Ören’di…
CERRAHİ Halveti tarikatına dayanıyor. Dergâhı, Karagümrük’te…
TEBLİĞ Kurucusu Hindistan’da dünyaya gelen Şeyh Muhammed İlyas Kandehlevi…
HAYDAR BAŞ Cemaatin lideri Haydar Baş, Kadiri Tarikatı’nın İcmal Kolu’ndan…
KIBRISİ Cemaat lideri Mehmet Nazım Adil KKTC’de yaşıyor…
YENİ ASYACILAR Nurcuların ikinci büyük kolu. Lideri Mehmet Kutlular. Yeni Asya Gazetesi cemaatin yayın kuruluşu…
HAKİKATÇİLER Tüm cemaatlere karşı yürüttüğü mücadeleyle tanınan Hakikâtçıler’in şeyhi Ömer Öngüt. Sakarya, Düzce, Bursa ve Ankara’da güçlü…
ERENKÖY Kökleri Kelami Dergâhı’na ve şeyhi Erbilli Mehmet Esat’a dayanıyor…

Bu konuda söz Ahmet Hakan’a bırakmakta büyük yarar var; bakın ne diyor:
“İslâmi kesimin bilinen bütün radikalleri bir araya gelip korsan eylem koymuşlar.
Özgür-Der, Mazlum-Der, Memur-Sen, Hak-İş, Vakit falan... Hepsi orada...
Yağmur altında... Ellerinde pankartlarla...
Koymuşlar eylemi...
Koskocaman bir de afiş hazırlamışlar...
Bağıran harflerle şöyle yazıyor afişte: ‘CUNTAYA HAYIR’
Altında da bir talep cümlesi yer alıyor: ‘DARBECİLER YARGILANSIN’
Ne güzel değil mi?
Aklıma 12 Eylül geliyor...
O günlerde istisnai dik duruşları bir tarafa bırakırsak...
İslâmcı delikanlılar, ‘Cuntaya hayır - Darbeciler yargılansın’ konulu korsan eylemler attırmıyorlardı...
Bunun yerine İslâmi kesimin önemli isimleri, cuntanın ideolojisi olan ‘Türk - İslâm Sentezi’nin ‘İslâm’ bölümüne sığınıp, ‘daha fazla imam-hatip / daha fazla Kur’an kursu’ açılmasını sağlamakla meşguldüler...
Mamak zindanlarında solcular ve sağcılar işkenceden geçiriliyormuş, anaları ağlatılıyormuş...
Ne gam!
Önemli olan geleceğe yatırım yapmaktı...
‘Cunta’yla papaz olup maceraya atılmak yerine
‘Cunta’nın sağlayabileceği imkânlardan azami ölçüde faydalanmak, o zamanlar çok daha ‘rasyonel’ bulunuyordu...
Hadi 12 Eylül, direkt olarak İslâmcıları değil de sokakta kavgaya tutuşmuş solcu ve sağcıları hedef alıyordu...
Bizim memlekette de ‘Bir yumruk seni hedef almıyorsa salla gitsin’ diye bir adet vardı... Ve İslâmcılar da o dönem bu geleneğe uyuyorlardı...
Ortada en ufak bir risk yokken...
‘CUNTAYA HAYIR - DARBECİLER YARGILANSIN’ diye pankart taşıyıp eylem koymak çok kolay ve çok ucuz bir tavır gibi geliyor bana...
Sıkıysa sonucunda işkence altında inletilmenin garanti olduğu günlerde bu pankartı taşıyacaksın...
Hayatının karartılmasını göze alarak taşıyacaksın o pankartları...
Sen 12 Eylül’de Mamak zindanının önünde en gür seda ile haykırdın mı?
Sen 28 Şubat’ta Çevik Bir’e posta koydun mu?
‘Kazıklı Voyvoda’ya yakışır tehditler ortada dolaşırken direnişe geçmeyi başardın mı?”
Elbette “Hayır”…
“Neden”e ilişkin; bakın Fikret Başkaya ne der:
“Türkiye’de politik İslâmın ortaya çıkışı ve evrimi diğer Müslüman ülkelerden farklı bir rota izledi. Türkiye’de merkezi otorite her zaman dini yakın takibe aldı. Dinin göreli özerklik alanını hep daralttı. Dolayısıyla, din bir devlet dini olarak varoldu. Sadece Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyla dini denetim altına alıp manipüle etmedi. Tarikâtları, dini cemaatleri de yakın takibe aldı.
Zaten cemaatler farklı bir şey önerecek, farklı bir şey yapabilecek kabiliyetten yoksundular. Dinde bir yenilenme akıllarının ucundan bile geçmedi. Her zaman devleti ve yapılanları kutsamakla meşguldüler. İtirazları ‘yapılanlara değil, yapanlaraydı’... Hiç bir toplumsal soruna dair özgün görüş ve öneri ortaya koymadılar, zira öyle şeyler yapmaktan acizdirler.
Dolayısıyla devletin destekçisi olarak kaldılar. İçlerinden Müslüman dünya’da isim yapmış, ilgi görmüş tek bir şahsiyet bile çıkmadı. Devleti kutsayan, devlete eklemlenmiş bu cemaatlerin çapı ortada. Nurculuk ve ondan türeyen diğerlerini yakından incelersen, devleti ve emperyalist statükoyu kutsamak dışında bir şey yaptıklarını göremezsin. Aslında bizde de politik İslâm başka yerlerde olduğu gibi, yükselen demokratik-ilerici-sosyalist hareketin önünü kesmek üzere sahneye sürüldü. Arkasında devlet, ABD, Suudi Vahabiliği ve parası vardı. Bilindiği gibi, Suudi Arabistan’ın çağ dışı, gerici, karanlıkçı rejimi, yaklaşık 60 yıldır ‘resmi şeriat sponsorluğu’ yapıyor. İslâm ülkelerine ve Batı Avrupa, ABD, vb. akan milyar dolarlarla eğitim kurumları, gazeteler, televizyonlar, yayın evleri ‘düşünce kuruluşları’, vb, ya oluşturuluyor ya da mevcut olanlar destekleniyor...
Nasır’ın ölümünden sonra [1970] Suudiler, Mısır’a her yıl 2.5 milyar dolar para akıttılar ve meyveleri ortada... Suudilerin sadece Avrupa’da cami yapımı için 45 milyar dolar harcadığını kaç kişi biliyor? Suudi Arabistan Avrupa’da 1500 camii ve ‘İslâm Merkezi’, çeşitli adlar altında 2000 adet kurum oluşturdu... Bizdeki politik İslâm da diğerleri gibi tam bir gericiliktir ama devletin yakın takibi altında bir gericilik. AKP o gericiliğin neo-liberal versiyonudur sadece...”[100]
Ya radikal İslâm mı?
Ona ilişkin olarak da eski “radikal İslâmcı” ve şimdilerin AKP’lisi Mehmet Metiner’in değerlendirmesi şudur:
“Türkiye’deki devrimci ve radikal İslâmcı hareket, dünyadaki İslâmcı hareketlerin kötü bir kopyası veya kör bir taklitçisi niteliğindedir. Bu yüzden kökü Türkiye’de olan bir hareket değildir. Kesinlikle yerli olmadığı gibi yerel koşulları dikkate alarak kendini geliştiren bir hareket de değildir.
Beslenme ve esin kaynakları itibarıyla bu böyle olduğu gibi yöntemleri ve araçları bakımından da dışa bağlı ve oradan güdümlüdür. O yüzden asla üretken ve verimli değildir. Dünyadaki diğer İslâmcı hareketlerin hiçbirine ne teorik düzeyde, ne de pratik alanda sunabildiği hiçbir katkı yoktur. Hep alıcı konumundadır. Merkez değil, şu be veya acenta konumundadır. Taşıyıcılığında bile kendine ait bir farklılık taşımamaktadır. Kendine ait bir rengi, kokusu, tınısı yoktur.
Türkiye’deki İslâmcı hareketin tartıştığı konular, ithal konulardır. Tartışma ağırlıklı olarak da tercüme eserler üzerinden sürdürülür. Bu yüzden merkez üslerin orijinal ideolojik sunumlarının kötü bir çevirisiyle varlığını sürdürdüğü için taklitçiliğinde bile özgün değildir. (…)
Özetlemek gerekirse, “Türkiye’deki radikal İslâmcı hareket(ler) nev-i şahsına münhasır bir model hareket değildir. Taklitçi ve kopyacıdır. O yüzden dünyadaki diğer İslâmcı hareketlerle şu veya bu farklı özelliği dolayısıyla mukayese edilebilecek kendine ait bir modele sahip değildir.”[101]
Hemen vurgulayalım: Doğru söze ne denir?
Ve ardından da ekleyelim: Metiner Türk(iye) İslâmı’nın “radikal”/ “ılımlı”/ “liberal” vs. kategorilerine ayırmanın olanaksız olduğunu unutmuş gözüküyor. Bugünün Türkiye’sinde boygösteren İslâmcı varyantlar aynı döl yatağından, aynı toplumsal tabandan seslenmiyor mu?
Ve büyük bir seneklikle birbirlerine dönüşmüyorlar mı?
Nurcu Hareketin içinden çıkıp da ABD muhipliğine dönüşen FG ile isyanı[102] ve insan iradesini[103] reddeden İslâm korelasyonu bunun en çarpıcı örneklerinden birisidir.
Tabii ki, bir zamanların hızlı “İrancı”sı Metiner de öyle…

4 Nisan 2013 15:05:16, Ankara.



N O T L A R

[1] “Din: Teorisi/ Pratiği, Dünü, Bugünü” (6 ve 13 Nisan 2013) Sempozyumu’nun İstanbul’daki (13 Nisan 2013) “Türkiye’de İslâm: Dünü, Bugünü” oturumuna sunulan tebliğ… Din: Teorisi/ Pratiği, Dünü, Bugünü- Sempozyum Tebliğleri, Editör: Sibel Özbudun - Mahmut Konuk, Ütopya Yay., 2013… içinde…
[2] Aiskhylos.
[3] Yavuz Çobanoğlu, “Altın Nesil”in Peşinde - Fethullah Gülen’de Toplum, Devlet, Ahlâk, Otorite, İletişim Yay., 2012.
[4] Hikmet Çetinkaya, “Fethullahçılar, ABD ve AKP...”, Cumhuriyet, 15 Aralık 2010, s.5.
[5] “ABD-Gülen-Türkiye-Ilımlı İslâm”, Düşünce ve Eylem, Aralık 2007, s.7-8.-9.
[6] Hikmet Çetinkaya, Fethullah Gülen’in 40 Yıllık Serüveni, Cumhuriyet Kitapları, 6. Baskı, 2010.
[7] İlhan Taşcı, “Kırcı’ya Gülen Yardımı”, Cumhuriyet, 28 Şubat 2013, s.7.
[8] Ahmet İnsel, “Milliyetçi-Mukaddesatçı Başlar”, Radikal İki, 27 Nisan 2008, s.3.
[9] Mustafa Peköz, “Küreselleşen Türk-İslâmcı Gülen Cemaati”, sendika.org, 4 Mart 2009.
[10] Hakan Yavuz, The Translation of İslâmic Political Identity in Turkey, Oxford University Pres, 2003… Türkçe çevirisi: Modernleşen Müslümanlar- Nurcular, Nakşiler, Milli Görüş ve AKP, çev: Ahmet Yıldız, Kitap Yayınevi, 2. baskı, 2008, s.248-249-250-253.
[11] yage, s. 245-278.
[12] Fethullah Gülen, Kırık Testi 4- Ümit Burcu, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yay., 2005, s.57-58.
[13] Fethullah Gülen, Kırık Testi 3 - Gurbet Ufukları, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yay., 2007, s.68-69.
[14] Fehtullah Gülen, Fasıldan Fasıla-1, Nil Yay., 1996, s.15.
[15] Latif Erdoğan, Fethullah Hocaefendi; Küçük Dünyam, CAD Yay., 1995, s.78-79.
[16] yage, s.236.
[17] Fehtullah Gülen, Fasıldan Fasıla-2, AD Yay., 1996, s.297-102-103-229.
[18] Faik Bulut, Kim Bu Fethullah Gülen, Ozan Yay., 1999, s.167.
[19] Sızıntı Dergisi, 26 Aralık 1986.
[20] Ayşe Hür, “Siyasetin ‘Leitmotiv’i Fethullah Gülen”, Taraf, 11 Aralık 2011.
[21] Fethullah Gülen, Kırık Testi 3 - Gurbet Ufukları, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yay., s. 68-69.
[22] Nuriye Akman, “Fethullah Gülen’le Röportaj”, Sabah, 25-30 Ocak 1995.
[23] Fethullah Gülen, aktaran Lütfi Kaleli, İrtica ve ABD Kıskacında Türkiye, Alev Yay., 2003, s.77-78.
[24] Fehtullah Gülen, Asrın Getirdiği Tereddütler-4, Nil Yay., 1998, s.186-188.
[25] Fehtullah Gülen, aktaran E. Poyraz, Fehtullah’ın Gerçek Yüzü, Otopsi yay., 2000, s.81-82.
[26] Fethullah Gülen, İ-lâ-yi Kelimetullah ve Cihad, Nil Yayınevi., 1996.
[27] “Gülen: İsrail’den İzin Alınmalıydı”, Cumhuriyet, 5 Haziran 2010, s.11.
[28] Ergin Yıldızoğlu, “Liberal Entelijansiyanın Dayanılmaz Şaşkınlığı”, Cumhuriyet, 13 Şubat 2008, s.4.
[29] Fethullah Gülen, “Son Karakol”, Sızıntı, Ekim 1980, Cilt 2, Sayı 21… http://tr.fgulen.com/content/view/10747/3/
[30] Hüseyin Gülerce, “Yeni Durum, Hayırlara Kapı Açabilir”, Zaman, 3 Mart 1997… http://arsiv.zaman.com.tr/1997/03/03/kose/zamandan/index.html
[31] Platform Haber’den Doğan Özlük’ün Özel Dosyası, “Fethullah Gülen Hareketi ve Darbeler”, Demokrat Haber, 17 Mart 2012…
[32] http://arsiv.zaman.com.tr/2000/02/29/yazarlar/11.html
[33] Samanyolu TV, Osman Özsoy ve Mim Kemal Öke ile, 29 Mart 1997.
[34] Kanal D, Yalçın Doğan’a Verdiği Mülâkat, 16 Nisan 1997.
[35] Yasemin Çongar’la Röportaj, Milliyet, 31 Ağustos 1997.
[36] Kanal D, Yalçın Doğan’a Verdiği Mülâkat, 16 Nisan 1997.
[37] Samanyolu TV, Osman Özsoy ve Mim Kemal Öke ile, 29 Mart 1997.
[38] Kanal D, Yalçın Doğan’a Verdiği Mülâkat, 16 Nisan 1997.
[39] İnter Star TV, 6 Temmuz 1995.
[40] Samanyolu TV, Osman Özsoy ve Mim Kemal Öke ile, 29 Mart 1997.
[41] yagk.
[42] yagk.
[43] Aksiyon, No:183, 6 Haziran 1998.
[44] Show TV, Reha Muhtar’la Ana Haber Bülteni, 22 Haziran 1999.
[45] Milliyet, Özcan Ercan’la Röportaj, 5 Nisan 1998.
[46] Kanal D, Yalçın Doğan’a Verdiği Mülâkat, 16 Nisan 1997.
[47] Nazlı Ilıcak, Her Taşın Altında “The Cemaat” mi Var?, Doğan Kitap, 2012, s154.
[48] Zaman Gazetesi, 27 Aralık 1997, http://tr.fgulen.com/content/view/2599/11/
[49] Samanyolu TV, 29 Mart 1997.
[50] yagk
[51] “Gülen: Konsensüs Yapılmalı”, Milliyet, 24 Temmuz 2008, s.19.
[52] Fethullah Gülen, Vuslat Mustuşu, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yay., 2008.
[53] “Başörtüsü, Kelime-i Şahadet’le Bir Değildir”, Milliyet, 8 Haziran 2008.
[54] “İsrail’den İzin Almalıydılar”, Hürriyet, 5 Haziran 2010, s.22.
[55] Levent Toprak, “… ‘İslâmcı’ Sermaye ve Fethullah Gülen Cemaati /1”, Marksist Tutum, No:52, Temmuz 2009.
[56] İlhan Taşcı, “Dünya İçin Tehlike”, Cumhuriyet, 29 Haziran 2008, s.6.
[57] Aslı Aydıntaşbaş, “Amerikan Gözüyle ‘GLOBAL İMAM’…”, Milliyet, 15 Kasım 2010, s.15.
[58] Erkan Karabay, “… ‘Yeni’ Bir Modern Kent ve Mekân Kavram(lar)ına Doğru”; Sosyolojik Araştırmalar Dergisi, No:2, Mart 2012, s.73.
[59] Selçuk Candansayar, “Cemaat’in Politik Kökeni ve Günümüzdeki Hâli”, Birgün, 4 Haziran 2012, s.8.
[60] Erdal Atabek, “03 Mart 1924 - 03 Mart 2008...”, Cumhuriyet, 3 Mart 2008, s.4.
[61] Orhan Bursalı, “… ‘Gülen’ Siyasi Partisi”, Cumhuriyet, 10 Nisan 2012, s.6.
[62] Orhan Bursalı, “Cemaat Bir Partidir!”, Cumhuriyet, 20 Eylül 2010, s.6.
[63] Faik Bulut, Kim Bu Fethullah Gülen, Ozan Yay., 1999, s.209-210.
[64] Şahin Alpay-Eyüp Can, “Fethullan Gülen Hoca Efendi ile Ufuk Turu”, Milliyet, 1 Ekim 1996.
[65] Ömer Laçiner, “Postmodern Bir Din Hareketi: Fethullah Gülen Cemaati”, Birikim, No:76, Ağustos 1995, s.3-11.
[66] Elçin Poyrazlar, “ABD Gülen’e Yeşil Kart Verdi”, Cumhuriyet, 15 Ekim 2008, s.10.
[67] Yalçın Doğan, “El Kaide’ye Karşı Fethullah”, Hürriyet, 27 Haziran 2008, s.19.
[68] Eren Erdem, Şeytan Evliyaları, Destek Yay., 2011.
[69] Özgen Acar, “Bir Danışman! Ama Kimin?”, Cumhuriyet, 11 Şubat 2011, s.10.
[70] “CIA Ajanları Gülen Okullarında”, Birgün, 22 Aralık 2010, s.8.
[71] Ahu Özyurt, “Gülen’e Ret Gerekçesinde CIA ile İlişki Kuşkusu”, Milliyet, 27 Haziran 2008, s.14.
[72] Kadri Gürsel, “Cemaatin İkilemleri”, Milliyet, 2 Aralık 2010, s.18.
[73] Gürsu Kunt, “Fethullah Gülen Marka Oldu”, Cumhuriyet, 14 Haziran 2008, s.6.
[74] “Gülen, Baykal’ı Aradı”, Cumhuriyet, 11 Mayıs 2010, s.6.
[75] Osman Çutsay, “Fethullahçı Hareket Yayılıyor”, Cumhuriyet, 23 Mayıs 2011, s.8.
[76] “The Guardian da Şaştı Bu İşe...”, Radikal, 24 Haziran 2008, s.8.
[77] Osman Çutsay-Uğur Hüküm “Gülen’i Eleştiren Tasfiye Ediliyor”, Cumhuriyet, 7 Nisan 2011, s.6.
[78] “İmamların Listesi Keleş’te”, Cumhuriyet, 23 Eylül 2010, s.7.
[79] Zeynep Kuray, “Fethullah’tan Kürtçe’ye Yasak!”, Birgün, 15 Ağustos 2010, s.5.
[80] “Şivan Perwer: FG’nin Desteği Çok Önemli ve Gerekli”, Avrupa Postası, 24 Ocak 2013, http://www.avrupa-postasi.com/dunya/sivan-perwer-fethullah-gulenin-destegi-cok-onemli-ve-gerekli-h88242.html
[81] “Öcalan’dan Gülen’e ‘Selam’…”, Cumhuriyet, 24 Mart 2013, s.5.
[82] Mesut Hasan Benli, “Yargıtay’dan Gülen’e ‘Dönüş Bileti’...”, Radikal, 25 Haziran 2008, s.6.
[83] “Fethullah Gülen, Erdoğan İçin Gazeteye İlan Verdi”, Cumhuriyet, 7 Mayıs 2011, s.4.
[84] “Emeklinin Umudu da ‘Okyanus Ötesi’…”, Radikal, 17 Eylül 2010, s.11.
[85] Ayşe Sayın, “Gülen’e ‘Gül’ Himayesi”, Cumhuriyet, 29 Haziran 2008, s.6.
[86] “Gülen’e ‘Dön’ Çağrısı”, Cumhuriyet, 15 Haziran 2012, s.7.
[87] “Baykal’dan Gülen’e Mesaj”, Cumhuriyet, 11 Haziran 2012, s.6.
[88] Levent Gencelli, “Fethullah Gülen Muhteşem İnsan”, Cumhuriyet, 6 Haziran 2012, s.6.
[89] “Bülent Arınç: Fethullah Gülen’i Çok Severim”, Cumhuriyet, 7 Nisan 2012, s.4.
[90] “Arınç’tan Gülen Yorumu: Hocaefendi Ne Derse Doğru Söyler”, Radikal, 6 Haziran 2010, s.11.
[91] Ömer Şahin, “Gülen Grubuna Cephe Almayız”, Radikal, 17 Şubat 2012, s.12-13.
[92] “Bakanlık Destekli Gülen Festivali”, Cumhuriyet, 6 Nisan 2009, s.6.
[93] Mehmet Menekşe, “Gülen Sınavları Yayılıyor”, Cumhuriyet, 6 Haziran 2012, s.6.
[94] Abidin Yağmur, “… ‘Manen’ Sürgün”, Cumhuriyet, 13 Şubat 2011, s.3.
[95] “Özür Dile Yoksa Yakarım”, Cumhuriyet, 13 Ocak 2008, s.8.
[96] Hamza Türkmen, “... ‘Sivil İslâm’ ve Kentli Cemaat Alternatif Bir Model Üretebilir mi?”, Haksöz Dergisi, No:204, Mart 2008, s.14.
[97] “Allah İçin Vur”, http://www.gazeteciler.com/tv-haber/gulerce-gencligini-anlatti-seyirci-sasti-kaldi-59298h.html

[98] John Berger, Görme Biçimleri, çev: Yurdanur Salman, Metis Yay., 2006.
[99] İsmail Kara, Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak İslâm, Dergâh Yay., 2008.
[100] http://www.toplumsaldevrim.com/guncel/politik-İslâm-İslâmi-soslu-bir-teokrasidir-fikret-baskaya

[101] Mehmet Metiner, “Türkiye’deki Radikal İslâmcı Hareketin Düşünce Kaynakları”, Foreign Policy-Türkiye Baskısı, No:27, Mart-Nisan 2004, s.40-45.

[102] Onlar için “emre itaatsizlik etmek, inat edip emre muhalefet etmek, itaatten çıkmak, inatla imtina etmek, çekinmek ve azmak” anlamlarında olan itaatin zıddıdır isyan…
Araplar, köle, efendisinin emrine muhalefet ettiği, itaatten çıktığı zaman “as┠(isyân etti, söz dinlemedi) fiilini kullanmışlardır. (İsyân kelimesinin; “zelle”, “hatîe”, “ma’siyet”, “seyyie”, “fısk”, “cürm” ve “zenb” kelimeleriyle eş anlam ilişkisi vardır.)
Dinî anlamda isyân; allah ve rasûlünün emirlerine uymamak, itaat etmemek demektir.
“Cin” sûresinin 23. âyetinde, “... kim allah’a ve rasûlüne isyân ederse ona, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşi vardır,”denir.

“Ahzab” sûresinin 36. âyetinde, “isyân edenin, haktan saptığı” söylenir.
İsyân kelimesi “Kur’ân”da:

i) Küfür, inkâr etme (nisa, 4/42); ii) Cühûd, bile bile hakkı kabul etmeme (hud, 11/59); iii) Ğavâ, azma (tâ-hâ, 20/121); iv) Fısk, itaatsizlik etme (hucûrât, 49/7); v) Kizb, allah’ın âyetlerini yalanlama (nâzi’ât, 79/21); vi) İsm ve udvan, günah işleme ve düşmanlık yapma (mücâdele, 58/8-9); vii) İ’tidâa, haddi aşma (âl-i imrân, 3/112) ve cebbâr, zorba (meryem, 19/14) kavramları ile birlikte kullanılmıştır.

Özetle İslâm’da isyân, Allah ve peygamberin emir ve yasaklarını, helâl ve haramlarını kabul etmemek şeklinde olursa küfür; bunları kabul ettiği ve îmân ettiği halde emir ve yasaklara uymamak, itaatsizlik etmekten ibaret olursa, fısk olur.

İster küfür, ister fısk anlamında olsun isyân, zulümdür. (Kaynak: Dini Kavramlar Sözlüğü, http://www.diyanet.gov.tr/turkish/diyanetyeni/Diyanet-Isleri-Baskanligi-AnaMenu-dini-kavramlar-sozlugu-92.aspx)

[103] Kur’ân-ı Kerim’de “irade” kavramı toplam 138 yerde geçmektedir. Bu hem allahın iradesini hem de kulun iradesini kapsamaktadır. İrade cenab-ı hak için olunca küllî, kul için olunca cüz’î olur. İnsandaki irade akıl ve düşünce kabiliyetine göre şekillenir.

Kelâm ekolleri ve bilginleri arasında iradenin kaynağı ve fiile dönüşmesi ya da eyleme yansıması hakkında farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bunun iki uç noktasını cebriye ve kaderiye ekolleri oluşturmaktadır. Cebriye, insanın iradesinin tamamen allahın iradesine bağlı olduğunu, ancak o’nun dediğini yaptığını, kaderiye ise, insan iradesinde tamamen müstakil olduğunu, kendi fiilinin yaratıcısı olduğunu iddia etmişlerdir. Buna karşılık ehl-i sünnet kelam bilginleri, insanda cüz’î irade bulunduğunu, insanın kâsip, allah’ın ise halik olduğunu söylemişlerdir. İnsan diler, allah da onun isteği doğrultusunda yaratır. Bunun sonucu olarak da, herkesin yaptığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. Allah kullarına haksızlık etmez. Yapmadıkları veya iradeleri dışında geçen işlerden dolayı onları cezalandırmak suretiyle onlara zulmetmez.

Allah’ın sübutî sıfatlarından biri de irade sıfatıdır. Allah, dilediğini, dilediği zaman, dilediği şekilde yapar. O, bir şeyi murad ettiğinde, ona mani olacak hiçbir güç yoktur. Bir şeyin olmasını dilediği zaman, ona “ol” de, o da hemen olur (Yâsin, 36/82). Kur’ân’da allahın iradesiyle ilgili olarak “Allah dilediğini yaratır.” (âl-i imrân, 3/47) denilmiştir. Hz. Peygamber de, “Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz,” demiştir (ebû dâvûd, edeb, 110).
Gerek insanların bir şeyi yapıp yapamamaları gerekse kâinatta olup bitecek her şey allahın izni ve iradesine bağlıdır. Kâinatta var olan ve var olacak her şey allahın izni, dilemesi, istemesi, takdiri ve yaratması ile olur. Allah, izin vermeden hiçbir şey vuku bulamaz. (Nisâ, 44; Enfâl, 86) Allah’ın izni olmadan bitkiler bitemez, (A’râf, 7/58) ağaçlar meyve veremez, (İbrâhim, 145) kâinatın düzeni devam edemez. (Hac, 225) Kimse imân edemez (Yûnus, 10/100), şefaat edemez (Bakara, 255), zafer kazanamaz (Bakara, 249-250). Kimse ölemez (Âl-i İmrân, 3/145), peygamber mucize gösteremez (Ra’d, 138), hiçbir şey mü’mine zarar veremez (Mücâdele, 58/10), kimseye sihir-büyü dokunamaz. (Bakara, 2/102),

Göklerin, yerin, bitkilerin, hayvanların ve insanların varlığı allah’ın izni ve dilemesi ile var olduğu gibi mü’min veya kâfir herhangi bir insanın malına, canına, evladına, maddî veya manevî, sözlü veya fiili hoşuna gidecek veya gitmeyecek, iyi kötü her şey; acı bir hadise, belâ, felâket ve musîbet dokunması... hep allahın izni ile olur. (Âl-i imrân, 3/145, 166, 167)
Allah insanlara, güç, kuvvet ve irâde vermiştir. İnsan iradesinde hürdür, dilediği gibi hareket eder, îmân veya inkâr eder, iyi veya kötü fiil işleyebilir. Bunları yapmak istediği zaman allah kuluna izin verir. Eğer izin vermezse insan hiçbir şey yapamaz. Kâinat ve insan allahın tasarrufu ve iradesi dahilinde cereyan eder. (kaynak: Dini Kavramlar Sözlüğü.)




Bersivan / Yanıtlar :

[ Bersivek Binivîse | Yanıt Yazınız ]  [ Forum ]  [ Nivîsên Nuh | Yeni Yazılar ]


Serbesti Web / 2003 - 2013
E-mail: serbestiyakurdistan@hotmail.com