Serbestî, mafê herî bingehîn ê mirovî ye, lê kurd jê bêpar e.


[ Bersivek Binivîse | Yanıt Yazınız ]  [ Forum ]  [ Nivîsên Nuh | Yeni Yazılar ]

FETHULLAH GÜLEN (HAREKETİ) HAKKINDA

Nivîsevan / Yazan: TEMEL DEMİRER  
Demjmêr / Tarih: 11.01.2014  16:57:52

FETHULLAH GÜLEN (HAREKETİ) HAKKINDA





TEMEL DEMİRER



I. AYIRIM: FG KİMDİR, NEDİR?

I.1) FG (HAREKETİ)’NİN ŞECERESİ



II. AYIRIM: KENDİ KALEMİNDEN GÜLEN

II.1) “GÜLEN DÜŞÜNCESİ”NDEN KARELER



III. AYIRIM: FG (BİR SERMAYE) HAREKETİ

III.1) FG(’NİN) CEMAATİ

III.2) FG OKULLARI



IV. AYIRIM: ABD’NİN FG’Sİ…

IV.1) EMPERYALİZM VE CEMAAT



V. AYIRIM: CEMAATİN GÜCÜ

V.1)“SONUÇ YERİNE”:TÜRK(İYE) İSLÂMI VE FG



FETHULLAH GÜLEN (HAREKETİ) HAKKINDA[1]



“Yeminine bakıp insana inanma,
insana bakıp yeminine inan.”[2]




Ahmet Şık, “Dokunan yanar” diye uyarmıştı Fettullah Gülen (FG) hakkında herkesi; karanlık(lar)ın büyük yangınlar ile aydınlanacağı vurgusuyla başlamalıyım diyeceklerime…
Türk(iye) İslâmının dünden bugüne hülasası olarak yorumlanması mümkün olan FG, yeni bir tarihsel blok ve hegemonya hareketi girişimidir.
Örneğin ‘The New York Times’ın, “Türkiye, ABD’de inzivaya çekilmiş din adamının egemenliğini hissediyor” vurgusuyla, Gülen’i “Milyonlarca takipçisi ve 140 ülkede bulunan okullarıyla dünyanın en etkili İslâmi hareketlerinden birinin karizmatik vaizi” diye nitelendirmesi; veya Yavuz Çobanoğlu’nun, “Gülen düşüncesinin ve hareketinin üzerine oturduğu itaat zincirinin hiyerarşik yapısı”na[3] dikkat çekmesi; ya da Danimarka’daki Systime Yayınevi tarafından liselerde yardımcı tarih kitabı olarak hazırlanan 150 sayfalık ‘Tyrkiet-Historie, Samfund, Religion/ Türkiye-Tarih, Toplum, Din’ başlıklı yapıtta FG’nin “reformcu” olarak nitelenmesi; nihayet Prof. Dr. Doğu Ergil’in, ‘100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi’ başlıklı yapıtında, “FG bir Türk rönesansı öneriyor... Gülen Hareketi bugün için Türkiye’nin en önemli ihraç olgusu,” vurgusu bun(lar)a örnektir.
Özellikle Murat Yetkin’in, “Pennsylvania, FG’nin oradaki ikameti nedeniyle Türk siyasetinin bir parçası hâline geldi. Bu Amerikan eyaleti, tarihte önemli bir hicret ve siyaset merkeziydi”; ve FG’ye açılan davada ABD hükümetini temsil eden Savcı Yardımcısı Mary Catherine Frye’nın, “Gülen hareketi hem dini, hem siyasi” notunu düştüğü koordinatlarda ‘WikiLeaks’ belgelerine göre, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, 2009’da yazdığı bir kriptoda, Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül’ün bulunduğu AKP liderlerinin “Gülen’in kuklası” gibi göründüklerini bildiriyordu.
21 Nisan 2009’da DTP Eşbaşkanı Emine Ayna’nın, “Türkiye AKP ve FG’nin yönettiği Ergenekon’la karşı karşıya” saptamasında ifade ettiği bir toplumsal örgütlülüğe denk düşen olgu hakkında bakın Avni Özgürel ise ne der:
“Öncelikle bir hususu ifade edeyim. FG Hocaefendi’yi tanıdım; kendisine saygımı, samimiyetine inancımı her vesileyle yazageldim. Ayrıca onu seven, öğütlerine uyan insanların hayatlarını iyi yönde değiştirmeye yöneldiğini de biliyorum. Keza bu kişilerin yurt dışında ve yurt içinde himmet faaliyeti kapsamında açtıkları eğitim kurumlarının övgüye layık olduğu kanısındayım. Başlangıçtan itibaren Said-i Nursi halkası içinde mütalea edilen topluluk zaman içinde önce müstakil ‘cemaat’e sonra da yenile kullanılan ve kabul gören ifadeyle ‘hareket’e evrildi. Gazetesi, dergisi, televizyon kanalları, radyolarıyla etkin bir konuma geldi.”
İşin bir yanı bu; öteki de, FG hareketinin “postmodern zamanlar”da emperyalizmin dini istihdamıyla ilişkisidir…
Andre Vltchek’in, “Din emperyalizmince türetilmiş ‘New Age: Yeniçağ Tarikatları’ sayılan ‘Moon’ ‘Scientology’, ‘Falun Gong’ ve ‘Gülen Hareketi’ tarikatları arasında ekonomik yapılanma bakımından da büyük benzerlikler vardır,” uyarısındaki üzere…
Örneğin ‘Davos Ekonomik Forumu’nda tartışılan “İslâm ve Batı: Diyaloğun Durumu” raporunda FG’nin adının da geçmesi dikkat çekicidir.
Gülen ve okulları raporda, “Türk diyaspora grupları, Orta Asya ülkelerine de hizmet eden köklü ve büyüyen programlara sahiptir. Gülen hareketi, okul ağını önemli ölçüde büyütmüş ve şu anda 100 kadar ülkede çalışmaktadır” sözleriyle yer alırken Avustralya Katolik Üniversitesi’nde Gülen kürsüsü kurulduğu hatırlatıldı.
Kürsü için “Müslüman-Katolik diyaloğunu Avustralya ve Asya-Pasifik bölgesinde büyütme ve yerel diyalog girişimlerinin yanında, üniversitenin uluslararası diyalog için Asya-Pasifik Merkezi çalışmalarını desteklemektedir,” denildi.
Geçerken bir soru: “11 Eylül 2001’de El Kaide militanlarının saldırısının ardından ABD, Türkiye’ye ‘Ilımlı İslâm’ gömleğini giydirmek için, FG hareketini desteklemedi mi?”[4]

I. AYIRIM: FG KİMDİR, NEDİR?

FG: Ramis oğlu, 1942, Erzurum doğumlu…
1968 yılı itibariyle İzmir Merkez Vaizi, İzmir İmam Hatip ve İlahiyatta Öğrenci Yetiştirme Derneği Kestane-pazarı Kur’an Kursu öğreticisi görevlerinde bulunmuştur.
1969 Ağustos ayı içinde İzmir Buca’da kendi yönetiminde olan dernek ve Kestanepazarı Kur’an Kursu’nda okuyan 100 öğrencinin katılımıyla açılan bir kampta, Kur’an okumanın yanı sıra Risale-i Nur eğitimi yapmıştır. Aynı yıl içinde Said-i Nursi için İsparta’da okutulan mevlüde katılmıştır.
1970’de İzmir’de Nurculuk üzerine programlar yapmış, ayrıca toplantılarda eğitici görevini üstlenmiştir.
1971 Ocak ayı içinde, İzmir İmam Hatip ve İlahiyat Öğrenci Yetiştirme Derneği içinde Nurculuk faaliyetleri yürüttüğü gerekçesiyle dernek İdare heyetinden çıkarılmıştır. Aynı yıl itibariyle Nurculuk faaliyetlerinden dolayı İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından ifadesi alınarak hakkında dava açılmıştır. Anılan komutanlıkça açılan davası sonucunda vaaz verme yetkisi alınmıştır.
1972 Eylül ayı içinde Erzurum’a gitmiş, anılan ilde Nurcu liderle görüşmüş ve çeşitli Nur toplantılarına katılmıştır.
1973 yılı itibariyle Edremit’e tayin edilmesine karşın, İzmir’de ikamet ederek her hafta cuma günleri Edremit Alemzade Camii’nde vaaz vermiş ve her gelişinde ayrı ayrı Nur medreselerinde Nur toplantıları düzenlemiştir. Aynı yıl itibariyle Edremit Merkez Vaizi görevi sırasında yaz aylarında Edremit civarında açılmış olan ve Nurcu öğrencilerin iştirak ettiği kamplarda Nurculuk faaliyetlerini organize etmiştir. 1974 Eylül ayı içinde Merkez Vaizliği’ne tayin edilmiştir.
1974-1976 yılları arasında yurt çapında çeşitti konularda konferanslar vermiştir.
1976 Temmuz ayı içinde Aydın çevresinde açılması planlanan Nur kamplarında F. Gülen’in fıkıh dersi vereceği öğrenilmiştir. 1976 Ağustos ayı başında İzmir Bornova ilçesi vaizliğine atanmıştır. Münfesih MSP yanlısı olan Nurculardan FG İran’da gerçekleştirilen devrimin Türkiye’de de gerçekleştirilmesini arzulamakta olup, Türkiye’de İslâmi bir devrim için yurt sathında teşkilâtlanmaya önem vermektedir. İzmir Bornova Merkez Vaizi olduğu dönemde vaaz bantlarının yurt sathında dağıtılmasını sağlayarak Nurculuk propagandası yapmıştır.
19 Nisan 1980’de İzmir’de gerçekleştirilen bir Nur toplantısında yaptığı konuşmada; birkaç gün içerisinde Huruç harekâtı (Atılım harekâtı) başlatılacağını, bu harekât için hemen hemen her ilde liderlerin tespit edildiğini, İran’da yapılan İslâm harekâtının Türkiye’de de böylece başlamış olacağını belirtmiştir.
1980 yılında İzmir’de bir Nur toplantısında yaptığı konuşmada; Huruç harekâtının başarıya ulaşması için bütün yurtta kendi binalarında ve kiralayacakları müsait yerlerde orta ve yükseköğrenim gören öğrenciler için yurt binalarının açılması, yurtlarda eğitilen öğrencilerin meyvelerini vermesi, kendi fikirleri doğrultusunda çeşitli kitap ve dergilerin basımının gerçekleştirilmesi ile özellikle Türkiye’deki öğretmenlerin büyük bir bölümünün kendi yönlerinde faaliyet göstermeleri gerektiğini ifade etmiştir.
24 Haziran 1980 tarihinde, Denizli Merkez Akyazılı Köyü Orta ve Yüksek Eğitim Vakfı Denizli Şubesi’nin açılışında yaptığı konuşmada; “Milletimiz içinde bulunduğu zelil duruma, şeytanın uşakları muallimler ve onların yetiştirdiği inançsız talebeler nedeniyle düşmüştür. Rusya, Müslümanlığın giderek azalması ve komünizmin yayılması amacıyla, Türkiye’ye her yıl yardım göndermektedir. Ahlâksızlık, zina ve anarşi almış yürümüştür,” tarzında ifadeler kullanmıştır. Yazıcı Nurcuların lideri olan FG, Bornova Merkez Camii’nde verdiği vaazlarında, hükümetin icraatlarını eleştirmiştir.
1980 yılında İzmir’de Nurcuların yayın organı Sızıntı adlı dergide zaman zaman MFD rumuzu ile yazılar yazmıştır.
12 Eylül 1980 tarihinde Ege Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı’nca kendisini yakalamaya yönelik operasyonu haber alması sonucu, İzmir’den Erzurum’a kaçmıştır.
16 Ekim 1980 tarihinde müstafi addedilmek için Erzurum’dan 20 günlük, daha sonra Kayseri Tıp Fakültesi’nden 45 günlük rapor alıp Bornova Müftülüğü’ne göndermiştir.
1980 Aralık ayında İzmir Bornova Merkez Vaizliği’nden Çanakkale’ye tayinini yaptırmıştır.
1981 Ocak ayı itibarıyla İsparta ili Uluborlu ilçesinde bulunan Islah Sitesi’ndeki İmam Hatip Lisesi Öğrencilerini Koruma ve Yetiştirme Derneği merkezinde gizlenmiştir.
27 Şubat 1981 tarihinde Eyüp İstanbul Hükümet Tabipliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nce 20 günlük rapor almıştır.
22 Mart 1981 tarihinde Çanakkale Müftülüğü Merkez Vaizliği’nden istifa etmiştir.
1981 yılında Ankara’da Nurcu liderlerden Toprak Diş Kliniği sahibi Hayrettin Toprak’ın evinde saklanmıştır.
1982 Mayıs ayında Konya’daki Nurcu liderlerle bir toplantı düzenlemiştir. 7 Ağustos 1982 tarihinde Keşan’ın bir köyünde gizlenerek Molla ve Dahhak takma isimlerini kullanmıştır. Aynı yıl itibariyle Sızıntı grubuna mensup şahıslarca, Mekke’de kiralanan bir dükkânda FG’nin bantları hac süresince Türk hacılarına satılmıştır.
10 Haziran 1983 tarihinde Menemen Helvacıköy’de Y. İ. E. öğrencisi Yaşar Erdoğdu’nun yanında saklanmıştır.
Ege Ordu ve İzmir Antalya illeri Sıkıyönetim Komutanlığı’nın 7 Şubat 1985 tarihli yazısı ile arananlar listesinde yer almıştır. 18 Mayıs 1985’de, kendisini maddi yönden destekleyen zenginlere hitaben İstanbul/ Altunizade’de bir konuşma yapmış ve özel okullara maddi yardımda bulunmaları için etkileyici öğütlerde bulunmuştur.
23 Eylül 1985 tarihinde Çanakkale ili Biga ilçesinde mukim FG grubuna mensup Nurculardan Sabri Kadıoğlu, Abdülkadim Zellüm adlı yazarın ‘Hilafet Nasıl Yıkıldı’ başlıklı eserini, Nurcular ile Milli Görüş mensuplarına ücretsiz olarak dağıtmıştır.
1 Ekim 1985 tarihinde; Hizbüt Tahrir mensubu Muhammed Kürdi, parti merkezinden aldığı emir üzerine, İzmir’de tahsilini yaparken, FG ile bir görüşme yapmış, ancak bu görüşmede müspet bir netice alınamamıştır. Genelkurmay Başkanlığı tarafından çıkarılan 15 Nisan 1985 gün ve 7130 97/85/Synt. İstihbarat Hrk. Ş. Ks. sayılı aranan şahıslar kitabının 2. kategori, 15. sayfa ve 588 sırasında arananlar arasında yer almıştır.
1987 yılında, İstanbul’daki evinde, imamlarına eğitim vermeye başlamıştır. Ağustos 1987 ayında ders verdiği öğrencilerine yaptığı konuşmada; Alparslan Türkeş ile görüştüğünü, Türkeş’ten cemaatini şeriat doğrultusunda yetiştirmesini istediğini, onun da kabul ettiğini ifade etmiştir. 6 Eylül 1987 günü yapılan seçim yasaklarıyla ilgili referandumda, Turgut Özal’ı desteklemek maksadı ile Nurcuların hayır oyu kullanmalarını sağlamıştır.
Şubat 1990 tarihinde Korkut Özal’ın dünürünün İstanbul’daki evinde, ANAP’ın geleceği ile ilgili toplantıya katılmıştır. 1990 Mart ayı içerisinde Türkiye’deki İslâmi faaliyetleri tek bir merkezden koordine etmek amacıyla oluşturulan İslâm Şurası içerisinde yer almıştır.
1990 yılı içerisinde rahatsızlığı sebebiyle birkaç kez yurtdışına çıkmıştır. 20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimler arifesinde münfesih MÇP’ye 3.5 milyar yardımda bulunmuş ve seçimlerde MÇP ile ittifak yapan RP’yi desteklemiştir.
1992 Nisan ayı içerisinde, Azerbaycan’a giderek anılan ülkede TV kurma çalışmalarını başlatmıştır. Aynı tarihte ABD’deki Risale-i Nur Enstitüsü’nün çalışmalarını yönlendirmek maksadıyla gizli olarak anılan ülkeye gitmiş, ardından Avustralya’ya geçerek Türk öğrencilerin akademik eğitim gördüğü okul ve kaldıkları yurtları ziyaret etmiştir. Ayrıca kuracağı üniversitelerde ders verdirmek amacıyla söz konusu ülkelerdeki çeşitli profesörlerle de görüşmüştür.
1992 yılı içerisinde MÇP’den ayrılarak yeni bir parti kurma çalışmalarına giren Muhsin Yazıcıoğlu’na maddi ve manevi destek vermektedir.
19 Ocak 1994’te Ankara’da kurulan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının kurucuları arasındadır. 1995 yılı içerisinde ABD, Almanya, İngiltere ve Rusya’nın Türkiye’deki büyükelçileri tarafından ayrı ayrı ziyaret edilmiştir. Ağustos 1995 tarihi itibarıyla basında çıkan devlet yanlısı beyanları nedeniyle İBDA-C örgütünün lideri Salih Mirzabeyoğlu tarafından ölümle tehdit edilmiştir.
Kısa yaşam öyküsü ardından, şimdi de FG’nin Türkiye’de ılımlı İslâmcı demokrasi projesinin taşıyıcılığına seçilmesinin sebeplerine ve bu projeye yaptığı hizmetlerine bakalım:
“Erzurum Komünizmle Mücadele Derneği kurucu başkanlığı…
Dinlerarası diyalog kapsamında 9 Şubat 1998’de Papa II. Jean Paul ile Vatikan’da görüşmesi.
ABD’nin en etkili Musevi lobisi olan ADL (Anti-Defomation League) başkanı Abraham Foxmax ile 1997’deki ilişkisi ve bu ilişki sonrasında kendisine gelen rica ile ‘hoşgörü’ temalı bir kitap yazması ve bu kitabın tüm dünyaya CIA tarafından ücretsiz dağıtılması, başörtüsü dinin öncelikli meselesi değildir fetvası vb.”
Son olarak cemaatin hareket yapısı ve bağlantılarına değinmeden önce bugünkü işbirlikçilerine biraz değinmek istiyorum. Menderes ile başlayan süreçte Özal, Ecevit, Türkeş, Demirel, Çiller ve bugün Tayip en büyük destekçileri oldular. Yurtdışına açılmada hep onların tavsiye mektuplarıyla hareket ettiler, özel ricalarıyla okullar kurdular. Cemaat içerisinden çıkan bakan veya milletvekillerine şöyle bir bakalım ve örgüt işleyiş ve yapısına geçelim.
* Abdülkadir Aksu: Türk ve Kürt İslâmcılığının en yüksek aşamaları olan partilerin(ANAP ve AKP) iktidarında içişleri bakanlığı yaptı; ve faili meçhuller hep onun dönemine denk geldi. Nakşidir.
* Seçimlere 1 yıl kala tarım bakanı Mehdi Eker ABD’ye Fethullah’ın ayağına gönderildi.
* Bülent Arınç, Tayyip’in de hocası olan ve nur cemaatince el üstünde tutulan Mehmet Zahit Kotku’nun talebesidir.
* Mehmet Aydın devlet bankaydı, aynı zamanda ilahiyat uzmanı ve cemaatin aktif bireylerindendir. Saymaya devam edelim: Cemil Çiçek, Ali Coşkun, Cüneyd Zapsu, Akif Beki, Şehabettin Harput, Egemen Bağış…
Gülen cemaati iç işleyişinde yukarıdan aşağıya bir dikey örgütlenme biçimini benimserler. Sorumlularına “ağabey” diye hitap ederler. Ve “talebeler” bölge abisinden başka bir sorumlu kişiyi tanımaz. Evlerde 5 kişi kalırlar ve bir abi evin “imamı”dır, yani sorumlusu. Evin imamı bölge abisine karşı sorumludur. İlçe sorumlusundan ötesi bilinemez, kesin bir gizlilik mevcuttur. Kiranın bir kısmını öğrenciler, bir kısmını da esnaf karşılar. Evdeki eşyalar esnaftan, belli bir sayıda gazete veya dergiye abone getirme sonucunda, ücretsiz karşılanabilir. Evlerde sadece FG kitapları, Sızıntı Dergisi ve Zaman gazetesi okunur. Ay sonunda ev ev bu yayınların sınavları olur ve ağabeylikte derecelendirmeler belli olur.
Yurtiçinde 88 vakıf, 20 dernek, 128 özel okul, 218 şirket, 129 dershane ve yaklaşık 500 öğrenci yurdu. 17 yayın organı, ortalama 250 bin tirajlı gazete (dağıtım ağı ile bu sayı 450 bini aşmaktadır), TV kanaları, 2 radyo istasyonu, faizsiz finans kurumu, sigorta şirketleri... 92 ülkede yaklaşık 500 lise veya ilköğretim okulu ile 6 üniversite ile çeşitli sayıda eğitim ve dil merkezleri. Bu kurumlar 100.000’den fazla kişiye hitap ediyor. Yurtdışında faaliyet gösteren okulların tamamı özeldir ve bulunduğu ülkenin orta sınıf ve üzerinin çocukları alınır.
FG emperyalizm ile ilişkilerini hiçbir zaman gizlemedi. Yaptığı konuşmalarda, ABD ile ilişkilerin önemine değinen, Türkiye’nin AB üyeliğine destek veren Gülen, İngiltere, AB ve ABD de dahil olmak üzere dünyanın pek çok bölgesinde seminerler verdi ve siyasetini anlattı.
18 Temmuz 1999 yılında bir televizyon kanalında devleti eleştiren konuşmalar yaptığı için hakkında dava açılan Gülen, Türkiye’den ayrılıp ABD’ne yerleşti. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit Gülen’in ülkeyi terk etmesinin ardından Gülen’e ve onun eğitim kurumlarına yönelik olarak bu okulların Türk kültürünü tüm dünyada yaygınlaştırdığını ve Türkiye’yi tüm dünyaya tanıttığını söyleyerek cemaate olan desteğini de göstermiş oldu.
Gülen’in ABD ile ilişkileri ise çok daha öncelere dayanıyor. Soğuk Savaş döneminde yürütülen yeşil kuşak projesinin bir parçası olarak Gülen tarikatına destek sunan ABD’nin bu adımlarını FG de boşa çıkarmadı. ABD’nin Soğuk Savaş döneminde, Sovyetler Birliği’ni çökertmek için FG’nin önünü açtığı net olarak görülebiliyor. Sovyet bloğuna karşı yürütülen psikolojik savaşın en önemli aygıtlarından olan Hür Avrupa Radyosu, FG’yi bültenlerinin baş konusu yapıyor; Amerika’nın Sesi radyosunun değişik lehçelerdeki Türkçe yayınlarında, Gülen ve misyonu övülüyordu. Özellikle Sovyetler Birliği’nin çözülmesi sonrasında Gülen uluslararası okullar atağına geçti. Bu noktada öncelik verilen bölgelere bakıldığında dikkat çekici bir durum ile karşılaşıyoruz. Bu okulların büyük çoğunluğu Orta Asya, Kafkaslar ve Balkanlar bölgelerinde kurulmuş. Yani bu okullar yaygın olarak Sovyetler Birliği’nin etkisi altında olan ve emperyalizmin kontrol etmekte zorlandığı bölgelerde kurulmuş. Nitekim, 1992’den itibaren, öncelikle Orta Asya Türk cumhuriyetleri olmak üzere Kafkas ve Balkan cumhuriyetlerinde, Fethullahçı vakıf ve şirketler, art arda kolejler açtılar. Ardından sıra Asya ve Afrika ülkelerine geldi.
Fethullah okullarının ülkelere göre dağılımı şöyle: Kazakistan 28, Rusya Federasyonu’na ait çeşitli bölgeler 24, Özbekistan 18, Türkmenistan 15, Azerbaycan 14, Kırgızistan 11, Arnavutluk ve Moğolistan 4’er, Afganistan, Irak, Gürcistan, Ukrayna ve Romanya 5’er, Moldova 2, Pakistan, Bangladeş, Makedonya, Macaristan, Fas, Güney Afrika, Sudan, Endonezya, Tayland, Çin ve Tayvan’da 1’er okul. Bunlara ek olarak Orta Asya cumhuriyetlerinde 126 lise, Azerbaycan, Moğolistan, Gürcistan, Kazakistan, Dağıstan ve Türkmenistan’da birer üniversite bulunmaktadır. Elbette FG’ye ABD tarafından sağlanan bu destek tek taraflı olmadı. Gülen yıllar boyu her dönemde Amerika’ya en yakın siyasi partileri destekledi; her fırsatta ABD’nin müttefik ülke olduğunu ve onunla dostça geçinilmesi gerektiğini dile getiren sözler söyledi. Bu sözler de ona ait: “Dünyanın hâli hazır durumuyla, şu çerçevesiyle, Amerika da şu andaki konum ve gücüyle bütün dünyaya kumanda edebilir. Bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir ve hatta denilebilir ki, şöyle veya böyle Amerika ile dostça geçinmeden, Amerikalılar istemezlerse, kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş yaptırmazlar. Amerika daha uzun zaman dünyanın kaderinde çok önemli rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmeli. Amerika gözardı edilerek şurada burada bir iş yapılmaya kalkılmamalı. Şimdi bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, bu itibarla, mesela Amerika ile çatıştığınız sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz.”
Cemaatin büyük kuruluşları: 1) Samanyolu TV… 2) Cihan haber ajansı… 3) Zaman Gazetesi… 4) Sızıntı Dergisi… 5) Aksiyon Dergisi… 6) Asya Finans Katılım Bankası… 7) Işık Sigorta A.Ş… 8) Feza Gazetecilik… 9) Türkiye Öğretmenler Vakfı… 10) Fatih Üniversitesi…[5]

I.1) FG (HAREKETİ)’NİN ŞECERESİ

Said-i Nursi çizgisinde Erzurum’dan yola çıkan, ilkokulu dışarıdan bitirmiş, 10 yaşında Kur’an’ı hatmetmiş, 14 yaşında ilk vaazını vermiş Gülen’in kamu kurumlarıyla ilk ilişkisi 1968’de İzmir’de merkez vaizi ve Kestanepazarı Kur’an Kursu belletmeni olarak başlar; 1970’te ise Nurculuk faaliyetlerinin programlarını yürütülmektedir.
1971’de İzmir İmam-Hatip ve İlahiyata Öğrenci Yetiştirme Derneği’nde Nurculuk faaliyetleri yürüttüğü gerekçesiyle ihraç edilen Gülen’in aynı gerekçeyle İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı’nda ifade veriyor.
1972-1980 yılları arasında sırasıyla Erzurum, Edremit ve İzmir’de vaizlik yapmaya devam eden Gülen, 1975’te “Nur Kampları”nı kuruyor, yoksul ailelerin çocuklarını yetiştiriyor. Sızıntı dergisini çıkarıyor. Akevler Kooperatifi’nin kuruluşu ise siyasi ilişkilerinin ilk adımı oluyor. Kooperatif üyeleri arasında çok sayıda kaymakam, vali, yargıç ve savcı yer alıyor ki bu kişiler ANAP ve DYP’den, 3 Kasım 2002 seçimlerinde de AKP’den milletvekili seçiliyor, bakan oluyor.
Gülen, 1977 seçimlerinden önce tanıştığı Turgut Özal’ın himayesine giriyor ve 12 Eylül Darbesi sonrası arandığı hâlde yakalanamıyor. 1982 Mayısı’nda bazı askerlerle görüşen Gülen’in verdiği ve askerlerden olumlu karşılık gören sözü de anımsatıyor: “1982 Anayasası’nı destekleyeceğim. Yalnız, TSK’deki yandaşlarıma dokunulmasın. Bir de benim yakalanmam konusundaki yazılı emir kaldırılsın...” Gülen’in koşulları kabul ediliyor ve “evet”çi Fethullahçılar 1982 Anayasası’nı destekliyor.
1986’da, Gülen’in “Akyazılılar Vakfı”nın askerî okullara sahte sağlık raporu ile öğrenci soktuğu saptanıyor. Çok kişi tutuklanıyor, ama Gülen’e hiçbir şey olmuyor. TSK, Gülen’e o tarihten itibaren kuşkuyla bakıyor, 1995’ten itibaren de Fethullahçılar MİT tarafından sürekli izleniyor. Cemaat 1995’te “medya”yla yakın ilişkiye giriyor. Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Hikmet Çetin gibi politikacılarla yakın ilişki kuruluyor, Demirel’le barışılıyor.
1995’te Yusuf Alan, Ümit Taş, Turan Yazar Amsterdam’da Fethullahçıların yükseköğrenim teşkilâtı “Cosmicus”u (Dünyalı) kuruyor. Rotterdam, Utrecht, Nijmegen, Den Haag, Leiden, Brabant ve Twente’de şubeleri bulunan teşkilâtın başkanı Gürkan Çelik.
Şimdiye kadar teşkilâtın saflarından 500 öğrencinin mezun olduğu belirtiliyor. 28 Şubat sürecinde Gülen ABD’ye kaçıyor... Süleymancı-Fethullahçı birlikteliği AKP’yi iktidara taşıyor.[6]
Ancak tüm bunların bir de tarihsel arka planı; yani FG (hareketi)nin ilişkileri meselesi söz konusu.
Öyle ilişkilerdir ki bunlar, mesela, Ergenekon ek iddianamesine göre, MİT eski Müsteşarı Şenkal Atasagun, Fetullah Gülen’i, ABD’nin Bin Ladin’i yaratarak Afganistan’da Ruslara karşı savaştırmasıyla eşdeğer gördüğü vurgusuyla, “FG ABD’nin Yeşil Kuşak Projesi’nin bir ayağıydı,” diye betimler.
MİT’in raporunda, “Fethullah Hoca CIA’nın yan kuruluşu olan Ulusal Demokrasi Vakfı’nın Ön ve Orta Asya ayağı olarak işlev görmektedir. Haluk Kırcı cezaevindeyken FG’den parasal destek gördü. Kaçak olduğu dönemde Molla ve Dahhak takma isimlerini kullanan Gülen, Çiller’in para aklama işinde gizli ortağıydı,” diye anılan FG (hareketi)’ne ilişkin olarak TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’na MİT tarafından birden fazla rapor ve bilgi notu ulaştırıldı.
Meclis’e ulaşan raporlarda, 1999 yılından beri ABD’de yaşayan FG’ye ilişkin bilgiler bulunmaktaydı. FG cemaatinde çok sayıda eski ülkücü bulunduğuna işaret edilen bir raporda, “Haluk Kırcı da cezaevinde iken Fethullah Hoca’dan maddi yardım almıştır,” değerlendirmesi dikkat çekiyordu. Raporda şu bilgiler yer almaktaydı:
“Ayrıca Amerika’nın çıkarlarını desteklemek üzere kurulan Moon Tarikatı’nın Türkiye’deki bağlantısıdır. Abdullah Çatlı’nın İsviçre’de uyuşturucu kaçakçılığından tutuklu bulunduğu cezaevinden CIA Türkiye İstasyon Şefi tarafından kaçırılması, ölümünden sonra Çiller Özel Örgütü’nün kirli işler şefliğine yükselen H. Kırcı’nın, Fethullahçı olduğunu açıklaması, Fethullah Hoca’nın Çiller’in kara para aklama işinde gizli ortağı ve CIA’nın bölgemizdeki en önemli sivil toplum kuruluşu olması, Çiller Özel Örgütü’nün CIA ile nasıl iç içe olduğunun açık bir kanıtıdır.”
Raporda, FG’nin yıl yıl faaliyetleri anlatılırken şu not düşülüyordü: “İran’da gerçekleştirilen devrimin Türkiye’de de gerçekleştirilmesini arzulamakta olup, Türkiye’de İslâmi bir devrim için yurt sathında teşkilâtlanmaya önem vermektedir. 19 Nisan 1980 tarihinde İzmir’de gerçekleştirilen bir Nur toplantısında yaptığı konuşmada, birkaç gün içerisinde ‘Huruç Harekâtı’ (Atılım Harekâtı) başlatılacağını, bu harekât için hemen hemen her ilde liderlerin tespit edildiğini, İran’da yapılan İslâm harekâtının Türkiye’de de böylece başlamış olacağını...”
MİT’in “Çiller Özel Örgütü”ne ilişkin hazırladığı bir başka raporda ise Haluk Kırcı’nın cezaevinde kaldığı dönemde FG’den maddi yardım gördüğü belirtiliyordu. Bahçelievler’de 7 TİP’li üniversite öğrencisini katleden Kırcı’nın nikâh şahitliğini ise Susurluk davasında aldığı ceza nedeniyle hâlen cezaevinde yatan Mehmet Ağar’ın yaptığı vurguluyordu.[7]
Ayrıca FG (hareketi)’nin şeceresinde şunları da anmadan geçmeyelim:
“Soğuk Savaş’ın bir uzantısı olarak Türkiye’de kurulan yerli Gladyo, Özel Harp Dairesi içinde yuvalanırken, onun sivil uzantısı olan Komünizmle Mücadele Derneği de önce işçi yoğunluğu yüksek kentlerde örgütlenmeye başladı. Bu adla ilk dernek kurma girişiminin 1948’de Zonguldak’ta ortaya çıkması, yeterince anlamlıdır.
Derneğin o yıllarda hızla açılmaya başlayan şubelerinin kurucuları arasında, ileride Türkiye siyasal tarihinde ismi öne çıkacak şahsiyetler yer alıyordu. Derneğin o yıllarda yakın ilişki içinde olduğu bir başka dernek, 1951 yılında kurulmuş olan İlim Yayma Cemiyeti idi. FG, 1965’te Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği’nin Erzurum şubesinin kurucuları arasında yer alıyordu. Bu milliyetçi-mukaddesatçı yapılanma, sol eğilimli gençlere alternatif bir kuşak yetiştirmek için bir yandan imam-hatip okullarına öncelik verirken, diğer yandan siyasal ve sendikal örgütlenmelerde sol kadroları yıldırmak, bastırmak ve gerekirse fiziken ‘etkisiz kılmak’ için yaygın biçimde örgütlenmeye başladı.”[8]
Kimsenin görmezden gelemeyeceği üzere ABD ile doğrudan bağıntılı Gülen cemaati İslâmcı hareketinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Geçmiş tarihsel sürecin bir parçası olarak gelişen ve kendilerini Neo-Nurcu hareket olarak tanımlayan cemaat, kendisini dönemin sosyo-politik koşullarına uyarlayarak gelişmektedir. Said-i Nursi’nin fikirlerinin takipçisi olduğunu iddia eden Gülen, Nursi’nin görüşlerini kendisine özgü bir tarzda yorumlayarak ve hatta esasen onun dışına çıkarak bugünkü politik güce ulaştı.[9]
Avni Özgürel’in ifadesiyle, “Bediüzzaman Said-i Nursi geçen asrın önemli, hakkında en fazla tartışma yapılan din âlimlerinden biri ve bir müctehid. Burada onun hayatı, yazdığı risaleler, kendisine yöneltilen tenkitler üzerine uzun uzadıya ya da özetlemeye çalışarak bir şeyler söylemek yersiz. Zira uzatmak bir gazete yazısının hacmini aşar, kısa kesmek de yanlış anlamalara yol açabilir. Ayrıca bu makalenin kaleme alınma sebebi Said-i Nursi değil, takipçilerinin oluşturduğu Risale-i Nur şakirtleri topluluğu şemsiyesi altında filizlenen ama zamanla FG’nin adıyla özdeşleşen ‘hareket’tir…”
Bu hareketin işlevine ilişkin olarak Cüneyt Arcayürek’in, “Gülen’in Kenan Evren Sevgisi” konusunda dediklerine göz atalım:
“Kenan Evren dönemi: Ayrıntılara girmeden 1982’yi anımsayalım. Yeni bir anayasa yapılıyor. Son karar, 5 orgeneralden kurulu Milli Güvenlik Konseyi’nin. Orada Kenan Evren aldığı mektuplarda halkın, çocuklarının din konusunda bilgi sahibi olmadıklarından şikâyet ettiğini söyledi ve anayasaya din derslerinin zorunlu olduğu hükmünün girmesini sağladı. Bu hareketini FG nasıl karşıladı biliyor musunuz? “Kenan Evren bu hareketiyle cennetliktir,” dedi. Üstelik, halka yaptığı konuşmalarda, yeri var ya da yok düşünmeden Kur’an’dan ayet okumayı da âdet edindi…”
Yine FG (hareketi)’nin konumu hakkında Utah Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü öğretim üyesi Hakan Yavuz’un ‘The Translation of İslâmic Political Identity in Turkey’ başlıklı kitabında şunların altı çiziliyor:
“1983 yılından sonra, en önemli değişim, eğitim alanında gerçekleşti. Eğitim sisteminin özelleştirilmesi, bu sistemi rekabete açtı ve hareket daha iyi bir eğitim sistemi kurma gereksinimine ve arzusuna yatırım yaptı.”
“Gülen hareketi, nasıl yaşamalıyız ve nasıl yaşamamız gerektiği mevzuunda nasıl düşünmeliyiz gibi konulara, kamuoyu oluşturulması sürecinin içine ‘dini’ taşıma çabası gösterdi.”
“Hareket yükselen yeni Anadolu-Müslüman burjuvazisiyle sembiyotik bir ilişki kurmayı başarmış ve bu burjuvazinin kaynaklarını Kemalist-laik düzende siyasal ve kültürel üstünlük iddiasında bulunanların varsayımlarına meydan okumak için kullanmıştır.”
“Dünyayı İslâm ahlâkı bağlamında şekillendirme amacını taşıyan ‘aktivist dindarlığın’ oluşumu, yeni-Nur hareketinin özüdür... Gülen öncülüğündeki harekette, hizmet, himmet ve ihlas gibi Türk-İslâm kültürünün içsel itici güçleri toplumu İslâm ahlâkı ideallerine göre şekillendirmek için kullanılmaktadır... Cemaatin misyonu, verili bir toplumda sosyal ve kültürel eylem matrisi oluşturmak için, İslâm’ın mesajını anlamak, tartışmak ve taşımaktır.”[10]
Yine Hakan Yavuz, Yeni-Nur (Fethullahçılık) hareketinin üç aşamasını şöyle sıralıyor: i) Dinsel cemaat inşa etme dönemi (1966-1983)… ii) Kamusal alanın genişlediği ve dinsel cemaatin sınırlarının gevşetildiği dönem (1983-1997)… iii) Baskı ve zorunlu liberalleşme paradoksu dönemi (1997-2002)…[11] 2002 sonrasıysa (Nurcular, Nakşiler, Milli Görüş, Fethullahçılar ile) AKP evresidir…
Nihayet ‘Demokrat Yargı Derneği’ Eşbaşkanı Orhan Gazi Ertekin’in, “Cemaat ordu gibi” vurgusuyla betimleyip, “Siyasal pozisyonunu aşan bir iktidar istemesi nedeniyle orduya benzettiği cemaatin yargıyı ele geçirdiğini” vurguladığı örgütlülüğe gelince o da dört yanı sarıp, sarmalamıştır!

II. AYIRIM: KENDİ KALEMİNDEN GÜLEN

FG (hareketi) konusunda en sağlam kaynak, yine kendi dedikleri/ yazdıklarıdır.
“Kimiz?” sorusunun yanıtı; “Bir yönüyle, devlete mensup her ferdin devletin fahri zabıtası olması iktiza eder, nizama intizama yardımcı olması gerekir. Devleti zarara uğratmak, onu zayıf düşürmek, devletin zaafını ganimet bilerek ondan bir şeyler çıkarmak, bir şeyler koparmak isteyen bir kısım anarşist ruhlara katiyen fırsat vermemek lazım... Biz, millet için kalbi sevgiyle çarpan, sinesi pır pır atan bir avuç insanız. Millete hizmetten başka bir şey düşünmüyoruz.”[12]
“Bizler Türkiye sevdalısıyız. Ülkemizi, vatanımızı, milletimizi, devletimizi, dinimizi seviyoruz. El âlemin bizi anlamaması, muarız olması, bizi doğru bildiğimiz yolda yürümekten engellememeli. Kaç defa dedim, bir kez daha diyeyim: Eğer ben ülkeme, vatanıma, milletime, din ve diyanetime, kültürüme hizmet edemeyeceksem yaşamayı abes sayıyorum,”[13] diye veren FG (hareketi) ideolojik gıdası Türk İslâm sentezi ile “komünizm ve teröre karşı devletin NATO politikasına” açıkça destek sunarken; ABD’nin Sovyetler Birliği’ne karşı geliştirdiği “yeşil kuşak” politikasının Türkiye’deki “anti-komünist” öncülerindendir.
Bu konuda FG, “Büyük çoğunluğu itibarıyla bu nesil (kuşak) kozmopolitleşti, ateizme yelken açtı ve komünizm, sosyalizm erozyonlarıyla her bir vadiye sürüklenip gitti,”[14] derken; stratejisinin sosyalist hareketin gelişmesini engellemek olduğunu da ortaya koyar.
Gülen, komünizme karşı mücadeleyi öncelikli görevleri arasında görür ve bunun için de; ‘Komünizme Karşı Mücadele Dernekleri’nin kuruluş süreci içerisinde yer alır: “Ve yine bu devreye ait bir teşebbüs de Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği’ni açma teşebbüsümüz oldu. O güne kadar sadece İzmir’de vardı. İkincisi de Erzurum’da bizim gayretlerimizle açılacaktı, komünizme karşı örgütlenecekti. Dernek ve camii işlerinden anlayan bir akrabam vardı. O gelip bize yardım etti, bize yol gösterdi...”[15]
Komünizme karşı mücadeleyi CIA ve Rabıta denetiminde kurulan derneklerde örgütlü mücadeleye dönüştüren FG (hareketi), milliyetçi-muhafazakâr olduğunu da sık vurgulamaktadır. 6 Mayıs 1972’de Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamından sonra cenazelerinin camiye götürülmesine karşı çıkar: “Deniz Gezmişler, ömürleri boyunca dine, Allah’a, mukaddesata küfrediyor, sonra da devlete başkaldırınca öldürülüyor. Ama sonra da dini merasimle gömülüyor. Bu ne perhiz, ne lahana turşusu?”[16] diye haykırır…
Özetle FG (hareketi), kitlesel faaliyetini, Türk-İslâm sentezi etrafında çevreler. Bu aynı zamanda “Müslümanların kimlik arayışında ortaya çıkan farklılaşmada, ‘Türk-İslâm’ kimliğinde ‘Türklüğü’ ön plana çıkartmaktır.”
FG milliyetçiliği şu sözlerle açıklamaktadır: “Türkiye’de yaşayan, Osmanlı geçmişini kendi geçmişleri olarak gören herkes Türk olarak görülmelidir” ve “Türk olmak için Osmanlı deneyimine sahip olmak ve kendisini Türk olarak görmek gerekir.”
O, Arap ve İran İslâm anlayışına çok sıcak bakmaz ve Türk Müslümanlığı deyimini bunlardan ayırmak için sürekli kullanırken; kendisine Osmanlı padişahlarını örnek alır. Taht kavgası için bütün kardeşlerini öldürecek kadar acımasız biri olan Fatih Sultan Mehmet için söyledikleri şunlardır: “Fatih tek boyutlu bir insan değildir. Bir diğer ifadeyle o, madde ve manayı birbirine bütünleştirip bünyesinde barındıran bir alperendi…”
1514 Çaldıran Savaşı öncesi 40 bin Alevi’yi öldüren Yavuz Sultan Selim için söyledikleri de ilginçtir: “Yavuz apayrı bir insandır. Bir pençede dünyanın ödünü koparan, kükrediği zaman ormana velvele veren bu adama bak. İdealini gerçekleştiren adam...”
Kanuni Sultan Süleyman döneminde ‘Alevilerin katli vaciptir’ fetvasını çıkartan Şeyh-ül İslâm Ebu Suud Efendi”yi ise “Cin ve insin müftüsü büyük müfessir...” olarak görür![17]
Bunun yanında FG (hareketi)’nin müthiş bir “ordu aşkı” söz konusudur!
1980 yılında, devlet elden gidiyor diye fetvalar veren Gülen, devletin bütün kurumlarını siyasal sürece müdahale etmeye çağırır: “İstihbarat duysun, emniyet duysun, askeriye duysun, başbakan duysun, riyaset-i cumhuriyet duysun. Polise, askere kurşun sıkan bu hainlere mahkemelerde gereken ceza verilmezse ne devlet kalır, ne millet...”[18]
İlginçtir, 12 Eylül 1980 Askeri darbesinde sonra, sıkıyönetim mahkemesi tarafından arandığı iddia edilen Gülen, İzmir’de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir memuru olarak, camilerde, halkın, darbecileri desteklemesi gerektiğine dair vaazlar vermekteydi.
Politik İslâmcı hareketin en etkin liderlerinden biri olan Gülen’in 26 Aralık 1986’da orduya ilişkin değerlendirmeleri şöyledir: “Yayınladığımız ilmi, edebi ve ahlâki bir dergi olan Sızıntı’da hiçbir zaman siyasi ve ideolojik, milli birlik ve bütünlüğü bozucu, milli ve ahlâki değerlere ters, suç teşkil eden herhangi bir yazı yayımlanmamıştır. Bilakis çeşitli zamanlardaki sayıları incelendiğinde daima ordumuzun ve emniyet güçlerinin yanında olarak, hitap ettiği okuyucularına asayiş ve huzurun telkinini yaptığı görülecektir...”[19]
Askeri darbeleri ve orduyu hemen her dönem destekleyen Gülen, bir başka yazı da şöyle diyor: “Her milletin tarihinde asker bir tepe varlıktır... Bir de anadan doğma asker-millet vardır. O, asker doğar, askerlik türkülerinden ninniler dinler ve asker olarak ölür. Âşıktır askerliğe, serhat boylarına, akına ve kavgaya... Onun süngüsü, yüz defa iniltimizi dindirdi ve ateşimize su serpti. Yakın tarihimizde dahi kaç defa onda mazinin tebessüm eden çehresini ve yıldırımlaşan celadetini gördük... Eğer, atik davranıp da yıllardan beri hazırlanan karanlık emellerin önüne geçilmeseydi, bütün bir millet olarak inkisar içinde ağlamadan başka çaremiz kalmayacaktı. Tuğa selam, sancağa selam ve ölçülerimiz içinde onu tutan yüce başa binlerce selam...”
Binbir pragmatik (ve takiyeci) görüngüsüyle Ayşe Hür’ün, “Siyasetin ‘Leitmotiv’i (‘konuyu ve olayları yürüten motif’i)” olarak nitelediği “FG Hareketi’nin yıllardır kıyasıya eleştirdiğim Kemalizm’den tek farkı, sivil değil dinsel bir toplumsal mühendislik projesi olması. Doğrusu bu da öyle küçük bir fark değil. Görünüşte ya da kamuya açıklanan yüzünde Gülen düşüncesi çok kültürcü, hoşgörülü, uzlaşmacı görünüyor ama biraz kazıyınca altından cemaatçi, milliyetçi, dışlayıcı, devletçi, askerci bir yapı çıkıyor,” notunu düştüğü ilginç dökümüne göz atarsak:[20]

DİN VE AHLÂK FG için ahlâk dinin özü, din de ahlâkın esasıdır. Din hayatın hemen her alanını kuşatır. Dini sadece inançtan ibaret görenler onu bütün benliğiyle kabul edememiş “kültür Müslümanları” sayılır ki bu kişilerin makbul olmadığı açıktır. Ancak, Gülen’in sözünü ettiği din, herhangi bir din değil, İslâm dinidir. FG için İslâm dini sadece ahlâkın değil aynı zamanda güvenlik, asayiş, kontrol, eğitim, terbiye, disiplin, inanç, güç, vazife, mutluluk gibi kavramların da kaynağıdır ya da onunla ilişkilidir. Gülen’e göre kendisinden önceki dinleri kaldıran ve kıyamete kadar hükmü sürecek olan İslâm dini, zamanı ve mekânı aşan derin anlamları ile gelecekte, dünya çapında bir yenileşmenin gerçekleştiricisi olacak; yeryüzünü bütünüyle fethedecek, hatta Müslüman “boş durmayıp” gökyüzünü de fethetmenin yollarını arayacaktır. Dünyayı fethettiğinde de, sadece Türkiye’de değil bütün dünyada yaşayanlar için Peygamberimizin o muzaffer günleri (Asr-ı Saadet) geri gelecektir.
AİLE, CEMAAT Elbette bu kendiliğinden olmayacaktır. Dünyayı Asr-ı Saadet’e ancak eğitim götürecektir. Ancak sadece çocuk değildir bu eğitimin nesnesi, tüm ailedir, ailenin genişlemiş hâli olan cemaattir, giderek tüm toplumdur.
FG, anne ve babalardan “gerçek muallimler”e (yani Işık Evleri’ndeki ağabeylere, ablalara) kadar uzanan bir çizgide ve herkesi bağlayacak biçimde bu vazifenin dağılımını yapar. Gülen için bu terbiyecilerin/ mürşidlerin görevi, yuvadan okula, kahveden kışlaya, bütün vatan sathını mektep hâline getirip, bütün yurtta bir kültür seferberliği ilân etmek, ferdi (Gülen düşüncesinde “birey” değil “fert” vardır), “habis ur ve mikroplardan” temizleyip, böylelikle talebeyi aşağıdan çekip yukarılara yükseltmek, en ulvi, en yüce huylarla bezeyip müspet istikamette en verimli tohumları atmaktır.
FG’ye göre ailenin genişlemiş hâli ama ondan çok daha uhrevi bir yanı olan cemaat fertlerin maddî menfaat, mal mülk sevdası, makam mansıp hırsını dizginlerken, cemaat dışında yaşamak insanı günaha sokar, şerre ve şeytana yaklaştırır.
Ahlâklı ve dayanışmacı bir toplumu inşa etme açısından Gülen’in özel bir önem verdiği millî/ içtimaî terbiye kavramı, İttihatçıların ideologu Ziya Gökalp’in Türk milletinin eğitimi üzerine yazdığı makalelerde önemle üzerinde durduğu millî terbiye kavramına çok benzer.
KADIN FG’ye göre “Kadın ile erkek arasında mukayeselere girmek (yani feminizm) münasebetsizliktir. Kadın-erkek yaradılış ve dünyadaki misyonları açısından birbirinden farksızdırlar ve bir bütünün birbirine muhtaç iki yüzü gibidirler”. Ancak “Allah kadını başka değil, erkeğe eş olarak yaratmıştır”. “Ahenkli ve dayanıklı bir yuva, istikbal vaat eden bir milletin temel öğesidir.” Gülen’e göre “İslâmiyet kadına diğer dinlerden çok farklı ve yüce bir makam vermiştir ve kadının çalışmasında İslâmi açıdan bir engel yoktur; ancak fiziki ve ruhi özellikleri düşünülünce onun için de insanlık için de en uygun işlev anneliktir ve evin çekip çevrilmesidir”. Buna rağmen Gülen kadının asker de, hekim de olabileceğini kabul eder, “yeter ki işi dinini yaşamasına engel olmasın”. Ancak nedense cemaatin kadın müritlerini ya da erkek müritlerin eşlerini kamusal alanda görmek pek mümkün olmaz ve kadınlar cemaat hiyerarşide en altta yer alır.
DİSİPLİN, OTORİTE VE DEVLET FG eğitimde disipline çok önem verir, disiplini anlatmak için askerî terimler kullanır. Yavuz Sultan Selim, II. Abdülhamid gibi padişahları, Japonya ve Güney Kore gibi ülkeleri disiplin örneği olarak takdir eder.
FG düşüncesinde otoriteye (babadan başlayarak devlete uzanan bir dizgede) saygı, toplumun “nizam” ve “asayişi” açısından gereklidir. Gülen’in devlet yorumlarında açık bir Gazali etkisi görülür. Gülen’e göre devletsizlik kargaşadır, istikrarsızlıktır. O otorite, adaletsiz ve zulmeden bir iktidar olsa bile (hatta sosyalist bir iktidar bile olsa), hiçbir durum asayiş ve nizamın bozulmasından kötü değildir. Gülen’e göre her “fert”, “devletin ayrılmaz bir parçasıdır” ve onun yaptığı, yapacağı her şey devlet adınadır. Üstelik hangi konu olursa olsun devlete sorulmadan hareket etmek yanlıştır ve devletten mutlaka tasdik alınmalıdır!
ORDU, DARBELER VE 28 ŞUBAT Otorite ve devlet sevgisi yüzünden FG kişisel yükselişinin miladı olan 12 Eylül 1980 sonrası dönemde, diğer İslâmî hareketlerin tersine, devlet yanında yer almış ve darbeyi destekleyici açıklamalar yapmıştır. Elbette FG kendisine atfedilen “darbe yanlısı” suçlamasını kabul etmez. Ona göre askerî darbeler “kötüdür” fakat “çok daha kötüye göre o kadar kötü değildir”.
Bu yüzden Gülen, darbeler arasında da bir ayrıma gider. 27 Mayıs 1960 “sol güdümlü bir harekettir”, bu yanıyla kabul edilemez. 12 Mart 1971 müdahalesi de aynı şekle sokulacakken “ihtilale beş kala hadiseye el konulmuş”, “tam bir komünist ülke hâline gelinecekken” birilerinin ülkeyi maceraya götürmesine engel olunmuştur. 12 Eylül 1980 darbesi için de “Türkiye bir yerlere çekilmek istenmişti” der ve “askerî müdahaleleri bütün bütün yadırgamak, isabetsizdir demek doğru değildir ama acaba demokrasi içinde askerî güç o dönemde anarşiyi aşamaz, kargaşanın önüne geçemez miydi” diye sorar.
Gülen’e göre 12 Eylül öncesindeki en büyük tehlike Türkiye’nin komünist bir ihtilale doğru gitmesidir. Ona göre Türkiye o günlerde “dünyadaki en dinsiz ülkedir”. Silahlı Kuvvetler bu tehlikeyi önlemiştir. “12 Eylül hareketini gerçekleştiren insanlar da din realitesi karşısında duyarlı davrandılar. Müfredatlara ahlâk-din dersi koydular... İmam-hatip liseleri açtılar. Çok önemli de bir iş yaptılar. Din realitesi karşısında duyarlı davrandılar” diyerek 12 Eylül’ün aslında doğru bir analizini yapar.
Nitekim Turgut Özal’ın kendisinden Kenan Evren’e bahsetmesiyle FG’nin yıldızı parlamaya başlar. Gülen okullarından mezun öğrencilerin 1995’te dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı tarafından kabulü, hareketin 1997’de Karadayı’ya ödül vermek istemesine neden olur, ancak Karadayı’nın reddetmesi üzerine ödül Süleyman Demirel’e verilir. Yine de, orduya ve devlete verilen bu yumuşak mesajlar Gülen Hareketi’ni 28 Şubat 1997 müdahalesinden kurtarmaz. FG, 1999’da izleyicilerine devleti ele geçirmelerini tavsiye eden kasetleri çıktığında ülkeyi terk etmek zorunda kalır ve ABD’ye göç eder. O günden beri de Pennsylvania’da yaşamaktadır.
Fakat bu sürgün bile onun ordu, asker konusundaki düşüncesini değiştirmez ve 2000’li yıllarda verdiği bir video konferansta şöyle der mesela: “Ülkemiz [Batı’ya karşı] son karakoldur. Askeriye, askerin şahs-ı manevisine hiç laf etmemek, askerin şahs-ı manevisine karşı uygunsuz lafta bulunmamak çok önemlidir. Bizim için önemli olan da şahs-ı manevidir. Şahıslar gelip geçicidir. Bugün onlar olur, arkadan başkaları gelir. Bu askerlerin bulunduğu yerde bir zaman Kanuni Sultan Süleyman vardı, Yavuz Cennetmekân vardı. Serdar-ı Âzam Merzifonlu vardı. Fazıl Ahmet Paşa vardı. Şimdi de başkaları var yani bunların yerinde. Bu bakımdan asker şahs-ı manevi olarak son karakoldur...”
MİLLET VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ Osmanlı İmparatorluğu’nu, İslâm tarihi içindeki en parlak bölümlerden biri kabul eden FG, ilginç biçimde XIX. yüzyılda ortaya çıkan modern “millet” kavramını devletten sonraki en önemli kavram olarak görür. “Fatih bir millet olan Türkler, idareleri altındaki çeşitli milletleri Türkleştirmeye çalışmamış, onların din ve âdetlerine saygı göstermiştir” derken İttihatçı-Kemalist Türk milliyetçiliğinin tektipleştirme politikalarından habersiz görünen Gülen için “millet”, aynen Kemalist ideolojide olduğu gibi “sınıfsız”, “zümresiz”, “kaynaşmış” bir toplumdur. Kapitalist toplumun en önemli özelliği olan sınıflar ayrımı, işçi-patron ilişkileri ya da bürokrasideki statü farklılıkları Gülen için önemli olmayan konulardır. Gülen bu alanlardaki çatışmaları, uyuşmazlıkları veya hak gasplarını “kişisel hırslar”, “az ile yetinmeme” gibi insanî zaaflara bağlar.
FG “millet” kelimesinin önüne “Türk” kelimesini koymaktan çoğu kez kaçınır ama Türk kültürünün köklerinin bulunduğu Orta Asya’daki Türk cumhuriyetleri (onun deyimiyle) “Türkî dünyalar” veya Balkanlar söz konusu olduğunda perhizi bozar. Kana ve ırka dayalı gruplaşmaların millet için tehlikeli ve dış kaynaklı olduğunu söyleyen, ırk meselesinin gelecekte önemsiz olacağına inanan Gülen, yeri geldiğinde “saf kan 10 milyon Türk”, “öz be öz saf Türk” demekten kaçınmaz.
TÜRK MÜSLÜMANLIĞI Aynı şey Müslümanlık için de geçerlidir. Gülen’e göre Türklerin Müslümanlığı benimsemesinden sonra zaten “nezih” olan kültürlerini İslâm’ın evrensel ilke ve değerleriyle bir üst düzeye çıkarmalarının sonucu ortaya “Türkiye Müslümanlığı” çıkmıştır. En parlak dönemi Osmanlı İmparatorluğu olan Türkiye Müslümanlığı da zenginliğini ve özgünlüğünü Orta Asya’ya borçludur. Türklüğe verdiği özel önem, “Türkçeyi bir dünya dili hâline getirmek” amacıyla başlattığı Türkçe Olimpiyatları’ndan ve dünyanın dört bir yanındaki “Türk okulları”ndan sonra iyice belirgin hâle gelmiştir.
KÜRT MESELESİ FG’nin ağzından Türk kelimesini duyarsınız ama Kürt kelimesini duyamazsınız. Kürt yerine “falan”, “falanlar” veya “bölge insanı”, “oradaki insanlar” der. Gülen Hareketi’ne yakın yayınevlerinin Said-i Nursi’nin kitaplarındaki Kürt, Kürdistan ifadelerini “Bedevi”, “Doğulu”, “Şark”, “Vilayet-i Şarkiye” terimleriyle yer değiştirmesi de pek tanıdıktır.
Kürt Meselesi ile PKK’yı kesin çizgilerle birbirinden ayırdığı anlaşılan FG, bir yandan “Meselenin üzerine bağırıp çağırarak, yakıp yıkarak ve öldürerek değil, akıl, feraset ve şefkatle gidilmelidir” der, Kürt sorununun çözümünü kilitleyenin “dil meselesi” olduğunu söylerken bir video konferansta da şunları söylemiştir: “O Güneydoğu’daki vatandaşı baştan çıkarmak için [Batılılar, Haçlılar] Ermeni’yi kullanıyor, Süryani’yi kullanıyor, ateisti kullanıyor. Bir zaman komünizm perdesi altında yapıyorlardı. O yıkılınca işleri biraz zorlaştı. Artık Kürt istiklali, hürriyeti, vatanı falan diyorlar şimdi.”
CUMHURİYET, DEMOKRASİ FG, kendisini cumhuriyet karşıtı diye suçlayanlardan daha fazla cumhuriyetçi olduğunu söyler. Hatta İslâmiyet’in ilk yıllarını adı konmamış bir cumhuriyet olarak kabul eder. Gülen’e göre kâinatı yaratan “külli irade” kula seçim yapma hakkını tanımıştır. Dolayısıyla “İslâm’ın demokrasi, demokrasinin ise İslâm olmadığını” ancak dinle demokrasinin pekâlâ bağdaşabileceğini düşünür. Ama, “Kim olursa olsun insanları oldukları gibi kabullenmek demek, müminle kafiri aynı kefeye koymak demek değildir”.
Mümin ve kâfir derken acaba Müslümanları ve gayrımüslimleri mi yoksa ilahi dinlere inananlarla diğer inanç sistemlerine bağlı olanları mı yoksa bir yaratıcıya inananla inanmayanları mı kastettiğini açıkça söylemez. Ama kesin olan bir şey vardır ki, komünistler ve anarşistler Gülen demokrasisinden nasiplenemeyecektir. (Hatta Gülen’e göre “anarşist çocuğa miras verilmemelidir”.)
LAİKLİK FG, Kemalistlerin Fransız tipi laikliğini eleştirmekle birlikte takipçisi olduğu Said-i Nursi’nin mevcut otoriteyle çatışma yaşamadan makul davranmayı öneren, fakat buna mukabil fertte bir dönüşüm yaratarak, kamusal düzende en alttan başlayacak bir değişimi amaçlayan düşüncesinin izinden gider (kendi ifadesiyle “Risaleler taşkınlıklarını zapt-u rapt altına almıştır”) ve rejime sert eleştiriler yöneltmekten kaçınır. Örneğin 1982 Anayasası’nın değişmez maddelerini (devletin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olması ve diğerlerini) veri olarak kabul ederek laikliği kaldırmaktan değil, mevcut laikçilik anlayışını “iyileştirmekten” söz eder. Örneğin “Başörtüsü bir iman meselesi değildir” der, “Başörtüsü teferruattır, insanların vicdanına bırakılmalıdır” der, “Tesettür emrinin hicretin yedi veya sekizinci yılında, yani Peygamberliğinin yirminci yılında farz olduğunu görürüz” der. Veya Diyanet İşleri’nin Müslümanlığın şeklini belirlediği görüşüne katılmaz.
ALEVİLİK FG röportajlarında, kitaplarında ısrarla Türkiye’de Alevi-Sünni kavgası olmadığını söyler ama bir video konferansında şu sözleri de sarfetmekten kaçınmaz: “Arkadan Türkiye’de Kızılbaş meselesi geliyor (...) Anadolu’daki Aleviler, Yörükler bizim Tahtacılar, onlar her zaman bizim kendileriyle anlaşacağımız insanlardır. Fakat esas aslen Nuseyri olan, Ermenilerden, Süryanilerden meydana gelmiş, aslen Nuseyri olan, Tunceli civarındaki Aleviler bu işin arkasında. Bunlar Türkiye’de gaileler açtığı zaman devletinizle ordunuzla bu işin karşısına çıkamazsınız. Ve bunların dinleri yoktur. Nuseyri akidesi vardır. ‘Allah insandır, insan Allah’tır’, ‘Allah insanın içine girmiştir’, ‘Allah insanla itaat etmiştir.’ Bu anlayış hâkimdir. Bu itibarla biz şimdi Güneydoğu’yu verelim dediği zaman bile Sivas’a kadar talepler gelecektir arkadan...”
İSLÂM DÜNYASI-BATI DÜNYASI “İslâm Dünyası” diye bir oluşuma inanmayan FG’ye göre Müslümanlar arasında cahillik ve seviyesizlik söz konusudur. Bu yüzden Müslümanlar “dünyanın problemlerini henüz” çözemezler. Ama Gülen’e göre Haçlı Seferleri’nden (XI. yüzyıl) beri bizimle uğraşan Batı Dünyası’nın planlarına karşı uyanık olmak gerekir. Çünkü ona göre “Çanakkale de bir Haçlı Seferi’dir ve Körfez’e gelme de bir Haçlı Seferi’dir. Bunların Kıbrıs karşısındaki tutumu da bir Haçlı düşüncesidir. Ve bundan hiç vazgeçmemişlerdir. İçimizde iftiraklar (bölünmeler) meydana getirme de tabii ayrı bir meseledir...”
Ancak Gülen’e göre, Batı’daki pek çok kurumun, kavramın, anlayışın temeli Doğu’da atıldığı için de körü körüne bir Batı düşmanlığı bizi çağın dışına iter. İçinde bulunduğu koşulların da etkisiyle olsa gerek ABD düşmanlığı, Büyük Ortadoğu Projesi veya Medeniyetler Çatışması gibi konularda ılımlı mesajlar vermesine rağmen Gülen için, oruç, namaz, düzenli okuma seansları ve nefsi kontrol çalışmalarının yapıldığı Işık Evleri, okullar, dershaneler hep bu Batılı yaşam şekline direnme yerleridir.
TERÖR FG’ye göre hakiki Müslüman’ın terörist; teröre bulaşmış birinin Müslüman kalması mümkün değildir. “Bir buçuk milyarlık Müslüman dünyasının içinden böyle üç beş tane sergerdenin çıkmış olmasını, İslâmi bünyenin ifrazatı saymak mümkündür...” Bu bağlamda Gülen’in “en çok nefret ettiği insanların başında” El Kaide lideri Bin Ladin gelir. Ona göre Ladin “hissini, hevesini İslâmi mantık yerine koymuş, canavarlık” yapmaktadır.
Ancak FG (Lübnan’daki değil Türkiye’deki) Hizbullah’ın işlediği korkunç cinayetleri diğer İslâmi kesimler gibi görmezden gelmese de bu konuda çok keskin laflar etmekten kaçınır. Gülen için Hizbullah devletin PKK’ya karşı kullanmak üzere kurduğu bir örgüttür ve “Şayet şakiyi şakiye karşı kullanırsanız, ona karşı da başka bir şaki bulmak zorunda kalırsınız”. “Hizbullah’ı Mizbullah, onu da Tizbullah takip eder ve bu mesele sürer gider.” “Bunlar güçlü bir hukuk devleti için ayıptır. Onları çıkaranlar, alet olarak kullananlar ve hem devlet bünyesinde hem de kendi başlarına gaile yapanlar tarih mahkemesinde sorgulanacak ve tarihe birer kara leke olarak geçeceklerdir ve tabii Allah’ın huzurunda bu cürümlerinin hesabını vereceklerdir.”
Ancak konu PKK’ya gelince, FG meseleyi Allah’a havale etmez, TSK’ya havale eder. Örneğin hâlen yayında olan bir video konferans kasetinde şöyle dediğini duyarız: “30 senedir, ayıptır yani ardır bu. Dağdaki bir avuç mevcudiyetleri ne kadar onların? Diyorlar ki dağda her zaman 500-600 tane insan var. Haydi, o kadar olmasın, beş bin tane olsun, hayır 50 bin tane olsun. Canım, bir milyona yakın şeyiniz var sizin. Bu kadar da Emniyet teşkilâtınız var yani. İstihbaratınız var. Ayrı ayrı birbirinden farklı üç dört tane İstihbarat var Türkiye’de. İsimlerini söylemeyeceğim ben onların. Sonra dünya istihbaratı ile müşterek şeyleriniz oluyor sizin, projeleriniz oluyor. Bunları yerli yerinde tesbit edin, o projeleri. O bir avuç eşkıyanın hakkından gelin. Kuşatın onları, lokalize edin... Allah’ım birliğimizi sağla. Lütfeyle, aramızı telif buyur, bizi ittifaka muvaffak kıl. O hakkı kötektir olan bunlar. Allah’ım onların da altlarını üstlerine getir, birliklerini boz (Amin!), evlerine ateş sal (Amin!), feryatlarını figan sar (Amin!), köklerini kes (Amin!), kurut ve işlerini bitir (Amin!).”

Devam ediyorum:
“Mutlak ve genel anlamda askeriyeyi, temsil ettiği hakikât itibarıyla mâzî ruhu ve şuuru ya da millet ruhu veya millet şuuru diye adlandırabiliriz. Nasıl bir dönemler tekke İslâm’ın ruh ve gönül hayatını temsil ve tedris etmiş ve medrese, pozitif ve dinî ilimleri sırtlanmışsa; kışla da, iç dünyada disiplin, dış dünyada da açılım ve her türlü tehlikeye karşı devleti, milleti, millî ruhu ve düşünceyi muhafaza etme vazifesini üstlenmiştir...
Bu millet, tarihte çeşitli devletler kurarken onu âdeta bir orta direk yapmış, devletini, devlet düşüncesini, devlet sistemini onun etrafında kurmuştur. Kışla, kendisini temsil edenlerin adil olduğu dönemlerde sadece iç dünyaya değil, dış dünyaya da hatta o günün şartları hesaba alınarak ifade edilecek olursa bütün dünyaya adalet dağıtmış, devletler muvazenesinde adaletin yegâne temsilcisi olmuştur. İşte bu durum millî kabulün zeminini oluşturmuş ve kışla-millet bütünleşmesi gerçekleşmiştir. Bugün birileri şu ya da bu sebeple kışladan, kışla düşüncesinden kaçıyorsa söz konusu millî kabulün ve millî şuurun farkında değiller. Veya şöyle de diyebiliriz; genlerinin, yani militarist bir geçmişten geldiklerinin farkında değiller. Bugün yüzümüzü ak, alnımızı açık eden şanlı tarihimizin, askerlerin omuzlarında bayraklaştığını unutmuşlar... ‘Her şey güllük gülistanlık mı, hiç menfiler ve menfilikler yok mu?’... Parçalardaki yanlışların bütüne ve genele mal edilmesini doğru bulmuyorum... Demiştim ‘Şimdi askere çağrılsam seve seve giderim’ diye. Yine de diyorum: Altmışaltı yaşıma basıyorum (2004), bugün çağırsalar koşa koşa giderim asker ocağına...
Bedelli askerlik peşinde olmayı -halk tabiriyle-askerlikten kaytarmak olarak yorumluyorum. Askerlikten kaçmak ruhta dalâlete işaret eder. Askerlik yüksek bir payedir, Hakk’ın katında da, halkın katında da... Ona denk yüce bîr topluluk ve gördüğü vazifeye denk yüksek bir vazife yoktur şu fâni âlemde,”[21] satırlarıyla devletçi işlevin altını özenle çizerken; “İslâm demokrasi, demokrasi İslâm değildir” der Gülen, demokrasinin bir teferruat olduğunu vurgusuyla…[22]
FG (hareketi)’nin stratejisinde demokrasi yoktur, devleti İslâmlaştırmak vardır. Toplumsal özgürlüklere hiçbir vurgu yapmaz, ama söylemlerinde İslâmi kurallara dayanan bir hükümetin var olması gerektiğini vurgular.
Örneğin “Demokratik sistemin nimetlerinden istifade ederek, üzerimize düşen, üzerimize düştüğü hâlde yıllarca ihmal edilmiş bulunan bu vazifeleri yerine getirmek mecburiyetindeyiz. Amaçlarımız için kullanmasını bilmeliyiz… Eğer demokrasi denilen sistem, bazılarının kabul ettiği gibi, yeryüzünde en zirve sistem ise, biz, İslâm’ın demokratik bir sistem olduğu düşüncesine karşıyız,”[23] diyen FG (hareketi)’nin İslâmcı düşüncelerinin temeli Kur’an’ı Kerimi esas alır.
“Demokrasi ile uğraşmaya gelince, bırakın böyle şeyleri: bunlar bize ait meseleler değildir,” derken sistemin İslâmlaştırılması gerektiğini belirtir.
Bu bağlamda FG (hareketi) için “Cihat” sözcüğü; gün olur, mal-mülk her şey feda edilerek bu vazife yerine getirilir, zaman gelir, yıllar gider bir can pazarına ulaşılır ve can alınır verilir. “Cihat bir mümin’in uğruna canını feda edebileceği en tatlı mefkûre ve en yüksek bir idealdir. Zira mümin, kendi teri içinde boğulmaya ve kendi kanıyla abdest alma gibi bir payeyi ancak cihatla elde edebilir...”[24]
Cihat için politik örgütlenmeye ve mücadele biçimlerinin önemine dikkat çeken Gülen şu sözlerle devam ediyor: “Hz. Muhammed Mustafa’nın askerleri, Cindullah; Allahın ordusu... Hizbullah; Allahın cemaati, tabiri caizse Allah Partisi... Siyasi boğuşmalar, siyasi partiler karşısında Allahın Partisi... Rüyalarınıza girer. Hayal âlemlerine girdiğimiz zaman sizi yakalarlar… Ve ben bunu size anlatmaya çalışıyorum. Allah’ın askerleri olduktan sonra kutsiler ordusu olduktan sonra, Allah’ın kulu olduktan sonra, Hz. Muhammed’in erleri olduktan sonra zaman ve mekân onları ayıramaz...”[25]
Evet, evet “Cihada her an hazır olmalıyız” diyen FG (hareketi) ekler:
“İnanan insanlar, gelecek adına ve endişe verici ciddi tehlikeler karşısında daima hazırlıklı olmalı, ihtiyat akçası gibi sıhhatlerinin, gençliklerinin bir miktarını mutlaka bu işe ayırmalı ve hayat düzenlerini ona göre dizayn edip ayarlamalıdırlar ki, her türlü gaile karşısında paniğe kapılmasın ve şaşırıp kalmasınlar.
Kur’an-ı Kerim’in bu mevzuata tergib ve teşviki vardır. ‘(Ey insanlar!) Onlara karşı, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah’ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere, gücünüzün yettiğince kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda sarfettiğiniz her şey size haksızlık yapılmadan, tamamen ödenecektir.’ (Enfâl, 8/60)”[26]

II.1) “GÜLEN DÜŞÜNCESİ”NDEN KARELER

“Otoriteye başkaldırı faydalı sonuçlar doğurmaz,”[27] cümlesinde özetlenilen FG “düşüncesi”nden kimi kareleri hızla sıralarsak:
i) FG (hareketi) “düşüncesi”, “hakikât rejimi”yle doğrudan ilintilidir!
Örneğin “Fethullah Bey, siyasal İslâmın, rivayete göre ılımlı(!), ‘uygarlıklar diyaloğuna’ en yatkın liderlerinden, ‘realitenin’ de önemli unsurlarından biri. Diyor ki: ‘ Tesettür Kur’an’ın emridir. Birileri yiğitçe çıkıp deseler ki, ‘Bu Kur’an’ın emri bile olsa, Peygamber bile uygulasa, ben inançsız olduğumdan dolayı bunu kabul etmiyorum!..’ Bunlar yiğitçe cehenneme mi giderler, Allah’ın affına mı mazhar olurlar bilemeyiz...’ Bu, tehdit edici ifadeler çok açık: Eğer, başınızı örtmeyecekseniz, Müslüman olmadığınızı ilan edeceksiniz. Artık, Allah sizi nasıl yargılar bilinmez. Ama, ya bu dünyada kendini Allah’ın kılıcı sanan Müslümanlardan biri, yargılanmanız için sizi acilen öbür tarafa göndermeye kalkarsa? Ya da kimi güvenlik görevlileri sizi toplumsal ahlâka aykırı bulursa...
Fethullah Bey, ‘Herkes istediği gibi düşünebilir, istediği gibi yaşayabilir’ diyor ve ekliyor:
‘Sen profesör olabilirsin. Ama Kur’an mevzuunda, din mevzuunda ihtisasın yoksa, senin adın o mevzuda cahildir. Senin sahanda, fiziğinde, kimyanda, matematiğinde, astrofiziğinde, jeolojinde, antropolojinde ben kalkıp bir şey iddia ettiğim zaman, bana ‘Sen sus be cahil!’ der misin, demez misin?.. Allah aşkına, peygamber aşkına bilmiyorsan konuşma o mevzuda a be cahil!..’
Evet, ‘Herkes istediği gibi düşünebilir’ ama fikrini söyleyebilmek için önce, ilgili kurumdan yetki belgesi almak gerekiyor. Siz, hem sıradan bir Müslüman hem de bir fizikçi, biyolog olabilirsiniz. Eğer Kur’an’ı okurken evren, uzay veya ‘yaradılış’ ile ilgili bir konuda bilginizle inancınız arasında bir çelişki oluşursa, ne yazık ki, Fethullah Bey, kendi başınıza, aklınıza güvenerek karar vermenize izin vermiyor. Çünkü bu konuda yetkili değilsiniz. Hele eğer, matematikçi ya da felsefeciyseniz, salt felsefi açıdan ‘varlık ‘bir’dir’ varsayımını kabul edemiyorsanız, küme teorisi bağlamında ‘negatif sonsuzdan’ söz etmek istiyorsanız, hiç şansınız yok! Dini kozmolojiyle uyuşmayan konularda susmanız gerekiyor!
Dini ‘hakikât rejiminin’ de Aydınlanma geleneğinden farkı burada yatıyor. Aydınlanmanın sloganı, ‘Spare aude’ (Kendi aklını kullanmaya cüret et) idi, ‘Her şey aklın eleştirisine tabi tutulacaktır’ diyerek insana her şeyi tartışma özgürlüğü tanıyordu. Liberal entelijansiyanın dayanılmaz şaşkınlığının zirve yaptığı yer de işte burası: Özne-birey, özgürlükler, nihayet demokrasi, düşüncelerinin kaynağı, Aydınlanma geleneğinin karşısında, totaliter bir hakikât rejiminin yanında yer aldılar, hem de özgürlük adına...”[28]
ii) FG (hareketi) “düşüncesi, “kutsal devlet telakkisi”yle betimlenir…
Deniz Coşan’ın, “Devletin yanında, devlete itaat içinde” vurgusuyla betimlediği FG (hareketi)’nin Osmanlıcılık’tan türeyen önemli kavramlardan biri Türkiye merkezliliktir. Devlet merkezli olan bu vurgu aynı zamanda devletin bekasını her şeyin üzerinde bir değer olarak öne çıkarır. FG’nin düşünce dünyasının oluştuğu yıllarda öne çıkan siyasal kavramlardan biri olan Büyük Türkiye kavramı bu bakımdan önemlidir. Gülen’in toplum tasarımında öne çıkan kutsal devlet anlayışı onu Said-i Nursi takipçilerinden hem de diğer İslâmi oluşumlardan kısmen farklılaştırır. FG’nin kişisel olarak öne çıkmasının miladı olan 12 Eylül 1980 askeri darbesini desteklemesi ile Yeni Asya’nın bu darbeyi desteklememesi arasında esaslı bir farklılık yoktur.
Çünkü iki yapı arasında 12 Eylül noktasında ortaya çıkan farklılık birinin her ne olursa olsun AP’yi dolayısıyla Süleyman Demirel’i desteklemesinden kaynaklanmaktadır. Değişen koşullar devlete itaat ideolojisinin yeniden yorumlanmasını da beraberinde getirir. Sözgelimi iki binli yıllarda devleti kutsamaktan değil devlete saygılı olmaktan söz eder FG...
iii) Tam da bunun için 1980 darbesini destekler FG (hareketi); onursal başkanlığını FG’nin yaptığı ‘Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’, Gülen’in darbelere destek verdiği iddiasının gerçek dışı olduğunu söylese de!
“Nasıl” mı? Gayret basit; ‘Son Karakol’ başlıklı yazısındaki üzere! [29]
iv) Ya da FG (hareketi)’nin 28 Şubat’taki marifetleri üzere!
“… ‘FG 28 Şubat’ta ne yaptı?’ mı… Şunları yaptı:
- Ordunun dönemin hükümetinden daha demokrat olduğunu söyledi.
- Refah Partisi’nden ayrışmaya çalıştı.
- ‘Ben Erbakan gibi değilim, daha hoşgörülüyüm’ mesajı verdi.
- En kritik günlerde Erbakan’a ‘istifa et’ çağrısı yaptı.
- 28 Şubat’ın egemenleriyle diyalog yollarını aradı.
- Bu arada Refahyol hükümeti devrilip yerine yeni hükümet kurulduğunda Zaman gazetesi 9 sütuna ‘Hayırlı olsun. İşte kardeş kavgasına son verecek hükümet’ manşetini attı.
Yani? FG direnmedi. Direnmediği gibi işbirliğine de açık durdu.
Yeni Türkiye’de...
- Ortalık 28 Şubat diye inlerken...
- Zalimler deşifre edilirken...
- Mazlumlar anılarını anlatırken...
- Herkeslere ‘sen 28 Şubat’ta neredeydin’ sorusu sorulurken...
- Sincan’da tankların geçtiği caddede eylemler yapılırken...
- 28 Şubat belgeselleri ekranları kuşatırken...
FG’nin 28 Şubat’ta nerede durduğu sorusu hiç sorulmuyor. 28 Şubat’a dair her şeyi açıkça konuşuyoruz, tartışıyoruz, hiçbir eksik bırakmıyoruz, her türlü anımsatmayı yapıyoruz ama nedense sözü bir türlü FG’nin duruşuna getirmiyoruz,” der Ahmet Hakan…
Kim bunlara itiraz edebilir? Ya da kim Gülen Cemaati’nin önde gelen ismi Hüseyin Gülerce’nin, 3 Mart 1997’de yani 28 Şubat postmodern darbesinden 3 gün sonra kaleme aldığı yazısına “Yeni durum, hayırlara kapı açabilir” başlığını koyduğunu unutup/ unutturabilir?[30]
v) Burada bir parantez açıp, Doğan Özlük’ün “Özel Dosyası”nda[31] FG (hareketi) “düşüncesi”ni deşifre eden “hikmetler”i(!) aktaralım…

HİKMETLER(!)
GÜLEN VE HAREKETİNİN 28 ŞUBAT DURUŞU İLE İLGİLİ OLARAK - 12 Eylül darbesinden 15 ay önce Sızıntı dergisinin 5. sayısında “Asker” isimli makalesinde FG, hem askere övgüler yağdırıyor hem darbeye davetiye çıkarıyor hem de askere selam çakarak şu sözlerle bitiriyor yazısını: “Tuğa selam, sancağa selam ve onu tutan yüce başa binlerce selam…” (Yüce başın, darbenin komutanı Kenan Evren olduğunu hatırlatmak isteriz!)
- Darbenin bir ay sonrasında ise yine Sızıntı dergisinin Ekim sayısında “Son Karakol” adlı makalesinde darbeye alkış tutuyor ve darbecileri imdada yetişmiş Hızır’a benzeterek “…Ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz.” diyerek darbeye biatını ilan ediyor.
- Zaman Gazetesi, 28 Şubat darbe konseyinin seçti(rdi)ği darbe hükümetini “Hayırlı Olsun” manşetiyle karşılıyor ve daha birinci günden hayra(!) yoruyor:
- Hüseyin Gülerce, 29 Şubat 2000 tarihli köşesinde 28 Şubat’ın her anlamda hayırlı olduğunu utanmadan ve çekinmeden deklare ediyor: “Şimdi biraz şaşırtıcı gelecek; ama böyle bir hengâmede 28 Şubat her iki bakımdan da yararlı oldu.
Hem içte ve dışta rahatlama sağlayacak olumlu değişimi hızlandırdı, hem de samimi, mazbut büyük İslâmi çoğunluk ile İslâm adını lekeleyen, kullanan, yüce dinimizi vahşete alet etmek isteyen zavallıları ayırdı.
Hem ‘Siyasal İslâm’ diyenlerin gözü açıldı, hem milletimizin gözü açıldı…28 Şubat’ın bir fa

Bersivan / Yanıtlar :
  • domfccdc - Eugenefut - 18.03.2017 - 20:12:25
  • g4y41xpo - BennybaX - 17.03.2017 - 15:25:47
  • 75qx2dqw - TracyCak - 17.03.2017 - 12:42:29
  • dotqhw0x - BennybaX - 03.03.2017 - 07:43:18
  • 81aq3uc1 - Charlestem - 28.02.2017 - 10:15:58
  • ityailbh - BennybaX - 27.02.2017 - 02:01:48
  • 5gdg4k8k - KennethVed - 22.01.2017 - 14:26:18
  • 7zkyxvne - Eugenefut - 21.01.2017 - 20:06:05
  • ntkztgwz - Michaelpoems - 20.01.2017 - 17:42:58
  • 3a60bb5o - Eugenefut - 19.01.2017 - 04:26:08
  • dggmad89 - Aaronded - 17.01.2017 - 17:14:18
  • h4umqbws - BennybaX - 14.01.2017 - 13:27:03
  • xmsdqvks - Robertbap - 09.01.2017 - 18:03:31
  • 7lauigb6 - Charlestem - 07.01.2017 - 14:31:51
  • 1f5d5to3 - Charlestem - 31.12.2016 - 10:10:08
  • r41koy6i - asdemnh6r2p - 17.12.2016 - 02:00:30
  • 8ifu3udh - asdem12l32d - 12.12.2016 - 12:05:59
  • h9iubdjb - asdem59ujmo - 06.12.2016 - 10:20:04
  • w0yyoelg - asdemph0hc2 - 06.12.2016 - 03:38:29
  • zo8pexlf - asdemrdgn2t - 05.12.2016 - 13:52:41
  • 5jo34cvp - asdem2hnxgf - 05.12.2016 - 07:12:43
  • 1k637wp3 - asdeme6hy4n - 04.12.2016 - 22:49:51
  • ybi56ewz - asdemy0e23o - 07.11.2016 - 09:12:17
  • 275a2ink - asdem9a68iq - 07.11.2016 - 06:11:25
  • 7hs67cn4 - asdemtde0p6 - 07.11.2016 - 03:13:27
  • ldkpaguq - asdemtevf5r - 07.11.2016 - 00:07:40
  • 40zg4iw8 - asdemgpvnrd - 06.11.2016 - 21:07:14
  • t0carkqd - asdemv7eshn - 06.11.2016 - 18:02:17
  • 3c083m7r - asdem0od9az - 06.11.2016 - 15:03:42
  • fjungf2v - asdem5fhutr - 06.11.2016 - 12:06:03
  • rtb9k5f8 - asdem6binyq - 06.11.2016 - 09:05:01
  • il7uw5rd - asdema9elsz - 06.11.2016 - 06:01:07
  • 2ursvkn7 - asdemaj7jas - 06.11.2016 - 03:00:37
  • monstwrs - asdem2dpvf2 - 06.11.2016 - 00:58:54
  • sy1i9ik8 - asdemv5exa5 - 05.11.2016 - 22:00:56
  • t3txh61b - asdemmnuzvn - 05.11.2016 - 18:57:54
  • qf9h688f - asdemf06xn5 - 05.11.2016 - 15:56:06
  • jjz2y1ek - asdemjhvxd1 - 05.11.2016 - 12:56:17
  • xca8sdsv - asdempo696k - 05.11.2016 - 09:56:45
  • w684kuqk - asdemlvmppu - 05.11.2016 - 06:54:07
  • zch9ejd0 - asdemila2bl - 05.11.2016 - 03:55:08
  • 9zzehcyw - asdembr1tqx - 05.11.2016 - 00:50:11
  • h8xxb4me - asdem0pddoc - 04.11.2016 - 22:17:30
  • bchpiafx - asdemtv8ja6 - 04.11.2016 - 16:59:06
  • rcdzvsrt - asdemjql3i5 - 04.11.2016 - 12:45:40
  • ufzpn23p - asdemkif3va - 29.10.2016 - 14:09:34
  • ifztsbzl - asdempfxh6s - 28.10.2016 - 23:26:53
  • ujwkyls2 - asdempm68ys - 28.10.2016 - 12:54:48
  • 8ouxh4os - asdemifp9ds - 28.10.2016 - 09:45:01
  • h2er3zqy - asdemb9qh3u - 28.10.2016 - 02:26:45
  • 5bse0c7m - asdemmx29si - 31.08.2016 - 13:43:42
  • ccw56ojz - asdemqsywz5 - 27.08.2016 - 23:48:43
  • cdy8768t - asdemquvhb9 - 05.08.2016 - 02:03:04
  • cv8ogtkv - asdema5oqiq - 28.07.2016 - 13:59:15
  • 1qnyz7xi - asdemllgyis - 19.07.2016 - 23:40:28
  • 7zs316re - asdemw257h8 - 07.07.2016 - 02:09:21
    • rtjuuxd - rtjuuxd - 24.01.2017 - 20:08:03
    • dmbbgnv - dmbbgnv - 24.01.2017 - 17:22:46
    • pmyirnatv - pmyirnatv - 24.01.2017 - 14:29:04
    • qgktnhvoukq - qgktnhvoukq - 24.01.2017 - 10:29:48
    • qykratj - qykratj - 24.01.2017 - 03:13:46
    • jghsvbtbjlh - jghsvbtbjlh - 23.01.2017 - 23:50:19
    • buouqbvhaca - buouqbvhaca - 23.01.2017 - 19:53:04
    • cusudbyij - cusudbyij - 23.01.2017 - 13:06:59
    • zypbcnsmy - zypbcnsmy - 23.01.2017 - 09:14:57
    • lqzngfakom - lqzngfakom - 22.01.2017 - 23:46:06
    • okykwiunco - okykwiunco - 22.01.2017 - 23:10:22
    • sninkber - sninkber - 22.01.2017 - 07:54:08
    • lopjsuqenu - lopjsuqenu - 21.01.2017 - 21:08:37
    • fxfclwsup - fxfclwsup - 21.01.2017 - 12:33:27
    • xldteybh - xldteybh - 20.01.2017 - 18:06:38
    • echkgeko - echkgeko - 20.01.2017 - 13:06:20
  • 5al7wiw8 - asdemrjb80k - 01.07.2016 - 00:37:31
  • 6on6qu7k - asdem5ln6n6 - 25.06.2016 - 12:31:49
  • e6rah0aa - asdemssmo4f - 24.06.2016 - 20:49:45
  • gsoh0i9a - asdemb78vp4 - 20.06.2016 - 18:37:50
  • ghjw4hxa - asdemuvkmlq - 15.06.2016 - 04:35:22
  • FETHULLAH GÜLEN (HAREKETİ) HAKKINDA "2" - TEMEL DEMİRER - 11.01.2014 - 17:04:07
    • b60slvys - AlfredBus - 04.03.2017 - 06:57:08
    • cly2w0dh - BennybaX - 03.03.2017 - 23:35:42
    • dhk2yaav - Charlestem - 19.01.2017 - 18:39:30
    • b83jb76r - TracyCak - 16.01.2017 - 16:59:21
    • wpeb76pa - Robertbap - 05.01.2017 - 15:57:55
    • r28nrff3 - asdemkaud4n - 10.12.2016 - 17:18:53
    • prl6w8f3 - asdem678f4j - 01.12.2016 - 03:33:59
    • wobp0a5c - asdemnlrz5n - 25.11.2016 - 06:43:12
    • 516h2yu4 - asdemi075ly - 09.11.2016 - 03:36:59
    • pi0bmipa - asdemgfs8kt - 02.11.2016 - 11:42:19
    • dzy4pz1w - asdem8zounw - 02.11.2016 - 11:12:03
    • 0qgvvxtm - asdemtmbxjh - 20.10.2016 - 02:29:25
    • cd3kgd0o - asdemcakkvk - 05.10.2016 - 00:11:22
    • 8y3ymqbv - asdem76x2e0 - 27.09.2016 - 17:14:25
    • td49213z - asdemwukf4c - 15.09.2016 - 08:45:50
    • bkob066c - asdemqys1oo - 06.09.2016 - 19:54:32
    • r6i865ps - asdemume9e4 - 02.09.2016 - 14:32:55
    • twrjyy9e - asdemwkgwyi - 01.09.2016 - 04:02:58
    • 31gmh90e - asdem0tndod - 27.08.2016 - 09:10:41
    • unujaufj - asdem9dzu01 - 23.08.2016 - 03:26:18
    • 3akpmw9t - asdemzuiqpo - 17.07.2016 - 21:11:35
    • rlpnyo2j - asdembsvx0n - 17.07.2016 - 06:54:35
    • nzu3hbkc - asdemtf0m2j - 06.07.2016 - 05:40:03
    • 6biv4ihv - asdemxbxztz - 30.06.2016 - 08:40:11
    • tldk3zui - asdemj8n13t - 22.06.2016 - 07:24:46
    • y3h1m50r - asdemnsqn0x - 21.06.2016 - 18:28:51
    • 6zoce6qn - asdemm0687x - 21.06.2016 - 01:03:03
    • 55saq8vp - asdemskwtrd - 12.06.2016 - 12:50:28
    • RLRXdROrXHrrPK - Mark - 08.02.2016 - 13:02:49
    • FETHULLAH GÜLEN (HAREKETİ) HAKKINDA "3" - TEMEL DEMİRER - 11.01.2014 - 17:06:51

[ Bersivek Binivîse | Yanıt Yazınız ]  [ Forum ]  [ Nivîsên Nuh | Yeni Yazılar ]


Serbesti Web / 2003 - 2013
E-mail: serbestiyakurdistan@hotmail.com