Serbestî, mafê herî bingehîn ê mirovî ye, lê kurd jê bêpar e.


[ Bersivek Binivîse | Yanıt Yazınız ]  [ Forum ]  [ Nivîsên Nuh | Yeni Yazılar ]

Kovara Bîr Röportajı

Nivîsevan / Yazan: Yaşar Karadoğan  
Demjmêr / Tarih: 23.10.2013  12:31:26

Kovara Bîr Röportajı




Yaşar Karadoğan




Temmuz ayının sonlarına doğru ansızın Kürdlerin ‘Ulusal kongre’ yapma isteği doğdu! Bu konuda 22 Temmuz tarihli Kürdçe yazımda görüşlerimi dile getirmeye çalışmıştım. Kovara Bir dergisi de ‘Ulusal kongre’ konusunda bir dosya çalışması yaptı. Bu satırların yazarının da görüşlerine başvurdular. Kovara Bir’in sorularına bilgim ve aklım yettiğince verdiğim cevapları köşemde paylaşıyorum:


“Ulusal Kongre”, Kürdlerin eşit siyasal haklara ve statüye sahip olmadan, Güneybatı Kürdistan ve Güney Kürdistan’ın Türkiye siyasi sınırlarına dahil olması çağrısıdır


Kovara BÎR: Mesud Barzani’nin kendi şahsı, Mam Celal ve Öcalan adına yaptığı davet üzerine 22 Temmuz’da Hewlêr’de yapılan hazırlık komitesi toplantısıyla “Ulusal Kongresi”nin startı verildi. Dünyada daha önceleri gerçekleşmiş kongre vb. oluşumların tecrübe ve tarihsel niteliklerini gözönünde bulundurarak ve ilgili tarafların yaptığı açıklamalara baktığımızda, Kürd Ulusal Kongresi’nin hedeflediği amaçlarla Kürdistan ulusal sorununun çözümü için nasıl bir zemin ve ne tür sonuçlar ortaya çıkartabilir ve sizin bu konuyla ilgili düşünce ve önerileriniz nedir?

Yaşar Karadoğan: Buna ‘ulusal kongre’ demek ne derece doğrudur, bilmiyorum. Ama bana göre ‘Ulusal kongre’ filan olmayıp, 1918 siyasi sınırlarına dönülmesi için, Öcalan ve PKK’nin Kürdler üstünde bir topuz olarak kullanılması için Türkiye Cumhuriyeti’nin bir planlamasıdır. Dikkat edilirse Öcalan eliyle 2013 Newrozunda Kürdlere 1918 sınırları deklare edildi. Misak-ı Milli çağrısı yapıldı. Kürdlerin eşit siyasal haklara ve statüye sahip olmadan, Güney batı Kürdistan ve Güney Kürdistan’ın Türkiye siyasi sınırlarına dahil olması çağrısıydı bu. Bu yeni bir çalışma değildir. ‘Türk-Kürd kardeştir’ sloganı, ‘demokratik Türkiye ve demokratik cumhuriyet’ gibi sloganlar bu çalışmanın, bu planın Kürd siyasetine yansımalarıdır. Türk devleti uzun bir süredir kürdler üzerinde bir çalışma yürütmektedir. Kürdlerin kulağına üflenen şudur:’Siz Kürdistan’ı bölen sınırların kalkmasını istiyorsunuz. Kuzey ve Güney Kürdistan bütünleşirse kötü mü olur?’ Bundan kasıt Kürdlerin bir statü sahibi olmadan, Türkiye siyasi sınırlarına dahil olmalarıdır. Şimdi Suriye’deki gelişmelerden sonra Ankara’nın iştahı daha da kabardı. Güneybatı Kürdistan’ı da kendi sınırlarına dahil edebileceğini, bu noktada Öcalan vasıtasıyla PKK’den çok faydalanabileceğini düşünüyor.

Öcalan eliyle Newroz’da Kürdlere dayatılan 2.Lozan komplosundan sonra, devlet Öcalan’a Barzani’nin gururunu okşayacak, Barzani’nin sırtını pışpışlatan, ‘Biz Barzani’nin askerleriyiz’ türünden açıklamalar yaptırdı. Bunu müteakip aralarında Neçirvan Barzani de olmak üzere 100 Kürd parlamenter Öcalan’ın serbest bırakılması için Kürd parlamentosu çatısı altında imza verdiler.

Öcalan düne dek devamlı ‘2.İsrail tehlikesine’ dikkat çekiyordu. YNK PB üyesi Sadi Pire’nin 2006 yazında yaptığı açıklamada ‘Öcalan Türk genelkurmayından, PKK de Öcalan’dan emir alıyor bize karşı savaşmak için ‘diyordu. Şimdi bu Sadi Pire ve Dr.Kerkuki Qandil’de Cemil Bayık ile ‘Kongre’ kotarıyorlar! Bütün siyasal ömrünü KDP ve Barzani’ye, hatta YNK ve Talabani’ye küfür ve hakaret iftira ile geçiren Öcalan’daki bu ‘değişim’ neyin nesidir? Ya da düne dek Öcalan’ı ‘satelite lideri’ olarak değerlendirip, PKK’yi de bir terör örgütü olarak gören KDP ve Barzani’deki değişimin esbab-ı mucibesi nedir? Bu soruların cevabı Türkiye’dir. Türkiye ile olan ilişkilerdir ve bu ilişkiler memurluk ilişkisine doğru evrilmektedir ne yazık ki. KDP ve YNK’nin PKK ile ilişkileri eskiden Suriye ve İran ile olan ilişkilerinin seyrine göre değişiyordu. Ama şimdi KDP ve YNK’nin PKK ile ilişkileri, Türkiye üzerinden şekilleniyor.

Daha düne dek gündemde olmayan ‘Ulusal kongre’ denen şeyin böyle bir çırpıda gündeme gelmesi, son sürat hazırlık komitesinin kurulması, arda arda izdivaç toplantılarının yapılmasındaki aslan payı, nikahı kıyanın Türkiye olması ile ilgilidir. 22 Temmuz’da Rızgari sitesinde kendi köşemde yayınladığım yazımda bu konuda görüşlerimi açıkladım. Sonuç olarak özetleyeyim: Bu Türkiye’nin başını çektiği bir govenddir. Başta oynayan Barzani bu işten en fazla zararlı çıkacak, üstü çizilecek, şahsiyeti zedelenecek kişidir. Ankara uzun yıllardır Barzani ve KDP’yi zayıflatmak için PKK’yi başat bir güç olarak kullanmaktadır. Öyle görülüyor ki Barzani sadece PKK, YNK ve Türkiye tarafından kuşatılmamış, aynı zamanda kendi yakın çevresi tarafından da kuşatılmış, hatta yalnızlaştırılmıştır. Başkanlık süresini 2 yıl uzatmakla kariyerini ve prestijini çizdiren Barzani, ABD yardımıyla Kürdlerin sahip olduğu statüye, şimdi ABD düşmanı PKK eliyle tekme atmaya zorlanmaktadır. ABD karşısında olan bir blokla birlikte davranmak sadece Barzani veKDP’ye değil Kürdlere de çok pahalıya mal olacaktır.

Barzani ‘Öcalan ve Talabani’ adına yaptığı ortak açıklamada kongrenin amacının dünyaya ‘Kürdlerin barış istediği mesajını vermek olduğunu’ duyurdu. Bu komedidir. ‘Ört ki ölem’ türünden bir şeydir. Yapılan çağrıda hiç bir ulusal talep yoktur. Kürdistan’daki işgalin sona ermesi, Kürdlerin eşit siyasal haklara sahip olması gibi talepler de yoktur. Ulusal kongre gibi oluşum örneklerine baktığımızda bunlar milli talep ve milli bir statü için çalışan yapılardır. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Yanıbaşımızda bir FKÖ var. FKÖ ne istiyor? Filistin devletinin kurulmasını, İsrail’in 1967 işgali öncesi sınırlara çekilmesini istiyor. Ama Kürdlere ‘kongre’ olarak yutturulmaya çalışılan, içinde uzun vadede KDP ve Barzani’yi tasfiyeyi de amaçlayan bu çalışmanın ‘ulusal kongre’ olarak değerlendirilebileceğine inanmıyorum.

Kovara BÎR: Eylülün ortalarında yapılacağı açıklanan Kongre, sürekli, kapsayıcı ve bağlayıcı bir Kurdistani kuruma dönüşebilir mi?

Yaşar Karadoğan: Bu haliyle bağlayıcı, kapsayıcı bir kurum olamaz. Çünkü ortada milli bir talep yok. Milli bir amaç birliği yok. Görünen tek amaç Kürdistan’ın Güneyi ve şimdi de Güneybatısının kelepire getirilip Türkiye siyasi sınırlarına dahil edilmesidir. Kürd Federe devleti ekonomisini, eğitimini, petrolünü, herşeyini ABD’nin uyarılarına rağmen Türkiye’ye teslim etmiştir. PKK faktörü nedeniyle objektif olarak giderek ABD karşıtı bir kutupta yer almaya başlamaktadır. En azından objektif olarak bu böyledir. PKK son tahlilde ABD ve Avrupa’da ‘terör örgütleri’ listesinde yer almaktadır. Suriye’de PKK, Esed rejimiyle kolkoladır ve Esed ABD düşmanıdır. Barzani, ABD’nin terörist bir örgüt olarak gördüğü bir yapıyla, Kürd düşmanı bir örgütle ‘kongre’ yapma kararı alırken, PKK’yi Güneybatı Kürdistan’da meşrulaştırırken alelacele, ABD’ye danıştı mı? Kürdleri Türkiye’ye entegre etmek isteyen bir PKK var karşımızda. Kürdleri siyasi anlamda Türkiyelileştirmek ve Türkleştirmek istiyor. Peki bununla nasıl bir ulusal kongre olur? Olursa bu kongreden ne çıkar? Çıksa çıksa ‘demokratik cumhuriyet, ekoloji vs.’ çıkar.

Kovara BÎR: Cemil Bayık’ın Kongreyle ilgili olarak Mithat Sancar’a yaptığı açıklamada söyle demektedir: “Önderlik, çözüm süreci çerçevesinde dört konferans yapılması talebini iletmişti. Üç tanesi yapıldı, bu sonuncusudur. Bunlar birbirini tamamlıyor. Hepsinin ortak amacı, demokratik siyaset zeminini geliştirmektir. Bu açıdan hepsinin ayrı ayrı işlevi var.” Bu açıklamaya göre Kongre, kuzey Kurdistan’daki “çözüm süreci”iyle ilgili olarak belli bir işlevi olan tamamlayıcı bir aşama olarak değerlendirilmektedir ….. Bu durumda kongrenin düzenleyici üç temel taraflardan birinin açıklanan bu parça katındaki işlevselci ve sınırlayıcı yaklaşımı, Kongreye ne tür bir misyon yüklemekte ve dört parçada Kurdistan ulusal sorununun çözümüne nasıl bir katkı sağlayabilir?

Yaşar Karadoğan: Evet, Cemil Bayık doğru söylüyor. Bu kongre Türkiye’nin Öcalan eliyle Kürdlere biçtiği bir elbisedir. Kürdleri uzun süreçte berhava etmeyi, Kürdlerin fonksiyonel bir devlet gibi aygıtlara sahip olmaktansa, Osmanlı döneminde Kürdlerin paşalaştırılmasına benzer bir şekilde Barzani’yi basit bir ‘Mir’e dönüştürmek, Öcalan’ı da bir komiser olarak kullanmak istiyor. Öcalan ‘liderlerüstü lider’ durumuna getirilmeye çalışılıyor ve ne yazık ki Barzani de bu oyuna geliyor. Sözümona kongrenin amacı bana gore ‘Kürdlerin fonksiyonel bir devlete sahip olmasının önüne geçmek, Kürdlerin devletleşme arzu ve isteğinden vazgeçmesini ‘ sağlamaktır. Kürd asıllı bazı ‘akademisyen’ kılıklı rejim memurları-ki bunlar PKK’nin de yakın çevresinde yer alıyorlar-, Kürdlere ve Öcalan’a çağrıda bulunarak ‘ulus ve devletten sakın bahsetmeyin’ diyorlar. Düşünün ki eskiden Kürdlerin lehine olabilecek bir şeyde kılı kırk yaran Türkiye, Kürdler ‘ulusal kongre’ yapıyor ve sesini çıkarmıyor. İHD ve KESK gibi yapıların Kürd ‘kongresi’nde ne işi var? Dikkat edin, hayatını Kürd davasına adamış Kürd dava adamları, siyasi hamallar bu kongreye çağrılmıyor. Ama KESK, İHD, Öcalan’ın bütün siyasi metresleri, derin devletle içli dışlı birçok kişinin ‘kongre’de görev aldığı olduğu görülüyor.

Öcalan ve PKK eliyle bütün Kürdlere ‘devlet istemiyoruz. 1918 öncesi sınırlara dönüp Türkiye’ye ilhak olmak istiyoruz’ dedirtilmeye çalışılıyor. Siyasi amaç budur bence. Bu ‘kongre’ Kürdlere bindikleri dalı kesme operasyonun diğer adıdır.

‘Kongre öncelikle Kürdler için strateji oluşturmalıdır. T.C.’nin demokratikleştirilmesi gibi beyhude şeylerle uğraşmamalıdır. Kürdlerin kendi kaderini tayin etme hakkına vurgu yapmalıdır. Kürd dilinin bütün lehçelerinin geliştirilmesi ve standartlaştırılması için politikalar belirlemelidir. Kongre bileşenleri örgütlerin gücüne göre değil, insanların yetenek ve temsili özelliklerine göre belirlenmelidir. Güneybatı Kürdistan konusunda ABD karşıtı politik tutumlara karşıt olunmalıdır. ‘

Kovara BÎR: Hazırlık komitesi tarafından yapılan açıklamaya göre Kongre’ye dört parçadan toplam 600 delege, çok sayıda misafir ve gözlemci katılacaktır. Kongrenin düzenlenme yöntemi, Kurdistan’daki farklı toplumsal kesimlerin katılımı, parça katında partilere göre delege dağılımı ve bu delegelerin belirlenmesinde izlenen yöntem şafaf ve demokratik midir? Ve siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yaşar Karadoğan: Kürd millet, ve ulusal talepleri maalesef PKK gibi Kürd düşmanı, Kürdlerin statü sahibi olmasına karşı çıkan anti-demokratik faşizan bir yapıyla Güney Kürdistan’daki nepotizmin ipoteğindedir. Hal böyle olunca hangi şeffaflıktan ve demokrasiden bahsedeceğiz.Güney Kürdistan’ı zapt-ı rapt altında tutanların, PKK’deki savaş rantçılarının servetlerinin kaynağı ne kadar şeffafsa, sözümona ‘kongre’nin bileşeni de o kadar ‘şeffaf’ olabilir. Ulusal kongreler bir ulusun stratejik çıkarları ve geleceği için politika oluşturmak için oluşturulan kurumlardır. Burada kimin kaç delegeye sahip olduğu değil, milli çıkarlar önde olur. Daha şimdiden delege kavgasının başladığını, başlatıldığı da görülüyor. Bu delegeleri kim seçiyor? Delege olmanın kriteri nedir?Bu belli değildir.

Kovara BÎR: Genel olarak Ortadoğu’daki gelişmeleri, özelde de Suriye ile Güneybatı Kurdistan ve Kuzey Kurdistan’daki “çözüm süreci”ni de gözönünde bulundurduğumuzda, gerçekleşecek Kurd Ulusal Kongresi’nin düzenlenmesinde bölgesel devletlerin(Türkiye, Irak, İran ve Suriye) ve uluslararası güçlerin etkisi ve yaklaşımı nedir?

Yaşar Karadoğan: Yukarıda da belirttiğim üzere bu süreç Türkiye tarafından başlatılmış ve sürdürülmektedir. MİT eski müsteşarı Emre Taner’in bir ara ‘Ortadoğu’da aktif bir görevde olduğu’ yazılmıştı. Belki de Emre bey karargahını Hewler’e kurmuştur. İran ve Suriye’nin PKK’nin sevk ve idaresinde yer aldığı biliniyor. Kürdlerin lehine olabilecek adımlara hoşgörüyle yaklaşacaklarını sanmıyorum. Kürd federe devletinin başta olmak üzere, PKK’nin sayesinde Kürd federe devleti ile Güneybatı Kürdistan arasında bir koridor açılması, Kürd federe devletinin dünyaya açılacak bir kapı veya limana sahip olma imkanı büyük bir darbe yedi. Güneybatı Kürdistan hızla Kürdsüzleştiriliyor ve Esed rejiminin Arap kemeri politikası daha da geliştiriliyor. Bunda da sözü edilen devletlerin Kürdleri kullanarak mutlaka bir katkısı olmuştur.

AKP iktidarı uzun süre ‘PKK ve Kürd sorununun ayrı şeyler olduğunu’ savundu. Ama gelinen aşamada onlar da Öcalan eliyle Kürdleri zapt-ı rapt altında tutmaya,en azından yerel ve genel seçimleri sağlama alana dek, PKK’deki İran kontrolünü de azaltmak için adına ‘çözüm süreci’ denen bir şey başlattılar. Ankara uzun bir süredir Öcalan’ın PKK üzerindeki etkisini ve gücünü test ediyor. İran etkisindeki Qandil’e karşı Öcalan kozuyla elini güçlendiriyor. Uzun bir süredir Öcalan’ın kürdler üzerindeki hakimiyetinin tesis edilmesi, Türk kamuoyu nezdinde de akredite edilmesi için Öcalan’ın namaz kıldığı günlerdeki arkadaşları da konuşturularak Öcalan Türk siyasetinin etkin bir aktörü haline getirildi. Sözümona bu kongreye Türk yetkililerin katılacağı yönünde spekülasyonlar da yapıldı. İlginçtir bu konuda bir yalanlama gelmedi Kürdlerden. Türk devletinin bu kadar saflık yapacağına, memurlarını zor duruma düşüreceğine inanmak zor. Ama bu ‘kongre’nin özellikle Türkiye tarafından kollanacağı, yönlendirileceğini, yönlendirildiğini gösteren yeterince işaret bulunuyor.

8 Eylül 2013

Bersivan / Yanıtlar :

[ Bersivek Binivîse | Yanıt Yazınız ]  [ Forum ]  [ Nivîsên Nuh | Yeni Yazılar ]


Serbesti Web / 2003 - 2013
E-mail: serbestiyakurdistan@hotmail.com