Serbestî, mafê herî bingehîn ê mirovî ye, lê kurd jê bêpar e.


[ Forum ]  [ Nivîsên Nuh | Yeni Yazılar ]

Eşitlik, Adalet ve Vicdan Kavramsalında Çözüm(!) Arayışı

Nivîsevan / Yazan: İrfan Burulday  
Demjmêr / Tarih: 20.11.2011  09:38:26



Eşitlik, Adalet ve Vicdan Kavramsalında Çözüm(!) Arayışı

İrfan Burulday


Politik, siyasi,  egemenlik ve varoluşsal boyutlu ulusal bir meseleyi salt insan odaklı, şiddete, ötekileştirmeye, savaşa karşı tavır alarak; “eşitlik, adalet ve vicdan ilkelerini” ön planda tutarak çözemezsiniz. Çünkü siyasal, politik düzeyde egemen olanı belirleyen ve onu karar verici kılan güç ne vicdan ne eşitlik ne de adalet gibi kavramlardır. Dolayısıyla pozitivist hukuk düzenin yürürlükte olduğu siyasal bir sistemde vicdan, eşitlik, adalet ve egemen düzen destekli dini kavramlar ancak mevcut egemen gücün gölgesinde onu yüceltmek ve onamakla sınırlı kalır.

Nitekim Türk devleti politik olan açısından varoluşunu, laiklik ve Türklük kimliğinin mutlaklaştırıldığı ulus devlete dayandırmıştır. Elbette burada sorun Türk devletinin laik, İslami ya da ulus-devlet olması veya kendini farklı bir formasyon çerçevesinde tanımlaması sorunu değildir. İşin aslı Kürt/Kürdistan meselesi egemen devletlerin resmi ideoloji, dini form ve biçimiyle ilişkilendirilemez.  

Asıl mesele Kürdistan’ın işgal edilmesi, bölünüp parçalanması, doğal-siyasal statüsünün elinden alınması ve egemenliğine son verilmesidir. Bu nedenle Kürdistan meselesi ne Türk devletinin bir iç meselesi ne de rejimin şekli ile ilgilidir. Dolayısıyla eşitlik, adalet, vicdan, anayasal vatandaşlık, yurttaşlık, devletin niteliği; demokratik, anti demokratik, iyi-kötü, güzel-çirkin, adil-adaletsiz, İslami veya laik olmasıyla ilişkilendirilemez. Çünkü egemen işgalci devletlerin ne totaliterlik ne demokratik ne de dini olması onlara Kürdistan’ın işgal edilmesini, parçalanmasını ve kendi siyasal düzenlerini kurma meşruiyeti tanımaz.  

Örneğin siyasetçisinden gazetecisine, aydınından entelektüeline, liberalinden, İslamcısına herkesin sıklıkla kullandığı “eşit vatandaşlık”, “eşit yurttaşlık”, “anayasal eşitlik” gibi kavramlar Kürt meselesinde çözüm önerisi olarak sunulur. Kimi aydınlar da hukukun değişimini ve yeni bir anayasanın hazırlanmasını Türk devleti açısından sağlıklı görmekte. Oysa hukuk düzeni değişirken egemen paradigmanın somut düzenine, siyasal birliğine (üniter yapısına), egemen kimliğine, Kürdistan’ı işgaline ve Kürtleri sömürgeleştirdiğine dair hiçbir konudan bahsedilmez. Çünkü egemen devlete ve onun “kalemşör”lerine göre Kürt meselesi ulusal değil; hukuksal ve bir o kadar demokratiktir. Siyasal düzlemde başta Kürtlerin ulusal meselesi olmak üzere hiçbir Mesele demokratik sorun diye ifade edilemez. Demokratik bir sorun olması onu egemen devletin bir iç sorunu haline getirir.  

Bir taraftan hukuki düzenlemeler yapılırken diğer taraftan devlet egemenliğinin sürdürülmesi kabul edilemez. Çünkü bu düzenlemeler,  Kürtlerin Kürdistan’da milli egemenlik hakkını ve bu hakkın somut düzen çerçevesinde şekillenerek devlet ya da federal sistem düzeyinde ifade edilmesine imkân tanımamaktadır. Politik, siyasal olanın karşılığı olan bağımsız devlet, federal sistem ve bu kavramların somutlaştığı milli egemenlik Kürtlerin vazgeçilmez normlarıdır.  

Bu nedenle egemen-işgalci devlet varoluşsal meşruiyetini iki temelde sürdürür: Bunlardan ilki “Politik olan kavramı çerçevesinde anlaşılan somut düzen kavrayışıdır.”  Somut düzen yani politik birliğin somutlaştığı devlet ya da siyasal-egemenliği elinde tutan güçtür. Diğeri ise egemen devlet aynı zamanda bir “hukuk düzenidir”. Politik düzen ve hukuk düzen açısından devlet; hukuku belirleyen ve onun üstünde bir varlıktır. Böylelikle devlet hukukun içinde değil dışında olan ve gerektiğinde hukuka müdahale eden hukuk-üstü bir yapıdır. Schmitt için, hukuk kültürünün yozlaşması ulus-devletin/ somut düzenin değil, hukuk devletinin sonunun göstergesidir.  Zira Schmitt hukuk düzenini değil, somut düzeni politik olarak anlamlandırmaktadır. Bu nedenle Schmitt politik olanı Devlet’in varoluşsallığının gereği haline getirmeye çalışmıştır.  

Değişen koşullar her ne olursa olsun sözkonusu kavramlar, hukuki düzenlemeler devletin somut düzenine ilişkin tarafına değil, doğrudan egemen gücün müdahale etme yetkisini elinde tuttuğu hukuk düzenine ilişkindir. Kürtleri Türk devletinin vatandaşı, yurttaşı olarak görmek ve yine bu temelde bir vatandaşlık, yurttaşlık ikilemi yaratmak mevcut gerçekliği asla değiştirmez. Dolayısıyla egemen sömürgeci paradigmanın değişmeyen, tartışılamayan normların başında üniter sınırlarına(!) işgal yolu ile kattığı Kürdistan topraklarını kendisine ait görmesi sonucunda oluşturduğu üniterlik paradigmasıdır.  

Siyasal statüsü olmayan bir ulusun sorununu basit hukuki ve insan merkezli terimler kullanarak geçiştirmeniz olanaksızdır. Bu vesileyle Kürt aktörlerin ve egemen Kürt aklının işgalci sistemin kucağında bir çözüm arayışı içinde çabalamasını doğru bulmadığımı belirtmek isterim.  

Öyleyse Kürtlerin hatta kendini özgürlükçü addeden Türk aydınların(!) üzerinde durmak zorunda oldukları nokta; hukuk düzeni yerine politik olana yani somut düzene ilişkin olan egemenliğin paylaşımı (egemenliğin paylaşımı tartışmalı bir konudur) ve egemen devletin Kürdistan’da varlığına ilişkin meselelerdir. Örneğin bir Filistinliye İşgalci İsrail’in topraklarında olmasını meşru gösteremezsiniz. Hiçbir hukuki düzenleme ya da demokratik yaklaşım bunun meşru bir işgal olduğunu söyleyemez. Demokratik hukuk devleti de olsa Kürdistan’ın işgal ve sömürgeleştirilmesi meşrulaştırılamaz. Bu ve buna benzer konuların dışında gündeme getirilen silahların susması, kalıcı bir ateşkesin sağlanması, bölücü Kürtler bölücü olmayan Kürtler, iyi Kürtler kötü Kürtler gibi tartışmaların yapılması beyhude bir çabadır. Nitekim esasa ilişkin olmayan konuların tartışılması sağlıklı bir sonuç vermez.  

Ayrıca egemen devletin Kürtlere karşı işlediği suçları itiraf etmesini demokratik açılım olarak göstermek hiçte dürüst değil; Köy isimlerinin iade edilmesi, Kürtçenin seçmeli ders olması, Kürt kimliğini kabul etmek vb. demokratik açılım değil, egemen sömürgeci paradigmanın günahlarından arınmak için ileri sürdüğü laf cambazlığıdır.  

Türk devlet üniterliği çerçevesinde kullanılan “bu ülke”, “ülkemiz” , ”hepimizin ülkesi”, “yaşanabilir Türkiye” , “büyük Türkiye” ve “ortak vatan” gibi egemen sömürgeci paradigmayı merkeze alan kavramların ortak eksende yeni bir paradigma oluşturulmasına katkı sunmasını bekleyemeyiz. Türk devletinin yıllardır tartışmaların dışında tutmak istediği asıl konu Kürtlerin kendi geleceklerini belirme, tayin etme hakkının olmasıdır. Duygusal bakışın yoğunlaştığı bu tip önermeler Kürdistan gerçekliğinin örtbas edilmesinde sıkça kullanılan yöntemdir.




Bersivan / Yanıtlar :

[ Forum ]  [ Nivîsên Nuh | Yeni Yazılar ]


Serbesti Web / 2003 - 2013
E-mail: serbestiyakurdistan@hotmail.com